Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


Yeni motosiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni motosiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2019 Cumartesi

HOŞ GELDİN ROBO

   - Baba bu robota benziyor, ismini buldum "Robotiki" ama sen ona kısaca "Robo" diyebilirsin. 


Şu tepedekinin aynısı bizim Robo.

   Eveeet, yine çok hızlı oldu ama, benim gibi - kimi zaman - epeyce tez canlı olan adama da bu yakışır. Şakası bir yana, Dominar 400'ümü (Midnight) satışa koyduktan 6 gün sonra sattım. Ve 1 gün sonra da gidip bir Yamaha xmax250 aldım. Çok mu hızlı oldu? Valla biraz öyle oldu, ama motoru neredeyse sadece işe gidiş geliş, ulaşım amaçlı kullandığım için mobilize olmamaya fazla dayanamazdım zaten, gerek iş yerimin uzaklığı, gerekse benim iki tekere çok alışmış olîmam ve tabii daha da önemlisi alacağım aletin fiyatının her geçen gün uçup gidiyor oluşu gibi faktörler beni daha fazla beklemeden satın almaya yöneltti. (Zaten bir kaç senedir bekleyip hüsrana uğramış, ötv indirimini filan kaçırıp ağlanmıştım.😭 ) Fiyatını ise hiç sormayın, ben de bu parayı verdiğime biraz üzgünüm, ama hani psikolojik sınır altına aldım diyebilirim, mevcut liste fiyatının altına kampanyalı fiyattan aldım. Pek çok bayii ile pazarlık etmeme rağmen Yamaha Türkiye satış politikası yüzünden hiç biri inemeyeceğini söyledi, ama dediğim gibi yine de liste fiyatının altında bi fiyat. (Lütfen daha fazla kurcalamayalım, canım sıkkın zaten bu konuda, geçen yıl ötv indirimi olmuş biz yan basmışız.😤 ) Bu kadar para bir 250cc motora verilir miydi? Verilmezdi belki, ama şimdi almazsam muhtemelen asla alamayacaktım, çünkü Domi'nin satış fiyatının üstüne benim için karşılayabileceğim kadar bir miktar eklediğim için çok zor olmadı ödemek. Açıkçası Dominar'ı da istediğim bir rakama satabildiğim için, üstüne koyduğum rakam biraz daha bütçeme uygun oldu. Zaten elimde o para olmasa toptan tüm fiyatı karşılamam imkansıza yakındı.
   Neden Xmax 250 sorusunun cevabını aslında az çok geçmiş yazılarda verdim sayılır, burada uzun uzadıya anlatmayayım. Tamamıyla kullanım amacım ve küçük tefek fiziki rahatsızlıklar baş sebep, ikinci sebep de eşimin ve annemin gerekirse biz destekleriz, gidip otomatik vites yağmur çamurda daha rahat edeceğin bir şey al baskıları oldu. Eh madem birileri maddi manevi destekliyor o zaman ben de tabii ki bir Japon ürününe niye sahip olmayayım dedim. Normalde şu ara motosikletimi değişme gibi en ufak bir düşüncem yokken, eşimin gazı ve desteğiyle değişiverdim.
Bu arada yeni kasa xmax'lerin Fransa üretimi olduğunu ve eskisiyle, yani Endonezya üretimi olanla görüntü harici epeyce bir farklı olduğunu, pek çok yerden okuyup izlemiştim, oldukça iyi yönde geliştirmişler aleti diye öğrenince daha da bir güvenle aldım açıkçası.
 
   İlk izlenimim, 13 yıl sadece vitesli motosiklet kullanmış, çok kısa skutır deneyimi olan ve Dominar 400 gibi biraz hantal bi motordan sonra, xmax bana kuş gibi geldi, orjinal orta sehpaya motoru almanın bu kadar kolay oluşu bile o saat konforlu bir şey satın aldığımı gösterdi bana. Ama şunu da söyleyeyim sürüş dinamikleri açısından motosiklet başka bir şey, maxi skutır başka bir şey, adeta iki tekerli otomatik otomobil gibi. Motosikletteki o dinamizm ve sportiflik skutırda yok gibi.
Detaylı inceleme videosu çekeceğim için daha fazla girmeyeyim bu konuya.

   Şaşkınım çünkü Dominar çok çabuk satıldı, şaşkınım çünkü birisi, "2019 bitmeden Yamaha Xmax alacaksın" dese, gülüp geçerdim. Hayat acayip bir şey ve sürprizlere gebe. Tabii ki maddi imkanlar elvermezse zor iş, ama açıkçası biraz madden zorlanarak da olsa, gün bugündür demedikçe de bir şeye sahip olunamıyor bizim memlekette. Hele benim gibi, geçmişte bir bisiklete bile sahip olabilmenin ne kadar zor olduğunu yaşamış bir insansanız, şimdi bunları yaşıyor olmak oldukça şaşırtıcı olabiliyor. Dedim ya hayat işte, hiç bir zaman umutsuz olmamak, çalışıp çabalamaya devam etmek ve vazgeçmemek gerekiyor.

   Her neyse duygusala bağlamayalım, bu konularla ilgili detaylı muhabbeti zaten MotoHayat'da çok yakında yaparım. O sebeple iyice uzatmayayım, zaten okuyan az. 😏

   Bu arada yeni motorumun ismini de 6 yaşındaki kızım koydu, "Baba bu robota benziyor" dedi, "ismini buldum, Robotiki ama sen ona kısaca Robo" diyebilirsin.😃
(Hakikaten xmax'ın bana izlenim olarak yaşattığı robot gibi olduğu, 13 yıl vitesli motosiklet sürüp sonra böyle bir alete binince "Robot gibi lan bu, neredeyse kendi kendine gidiyor" demedim değil hani. 😊 )

   Eh bana da hoş geldin Robo demek düştü, biraz geç geldin ama olsun...


  Herkese çok daha iyilerini alabilmesini dilerim.
  Ve yine eklemeden geçmeyeyim, içinde bulunduğunuz zaman diliminde satın alabildiğiniz motor en iyi motordur, onun keyfini sürün... Sonrası... Hayat işte, sürprizlere açık.

Nice yollara.

Ç.Ö.

NOT: Konuyla ilgili detaylı bir de video çekmiştim, meraklısı mevzuyu oradan da izleyebilir.

NOT 2: 2017 XMAX 250 yazım :

https://mymotorcycleexperience.blogspot.com/2017/04/?m=0

25 Ağustos 2017 Cuma

Bir standardımız olamıyor abi. (Yine yeni motosiklet sorunsalına düşeyazdım)

    Yine yeni motosiklet sorunsalına düşeyazdım.

   Maalesef Euro4 normuna geçilmesi sebebiyle bizim NS150'ler artık memlekete gelmeyecek, onun yerine NS160 getiriliyor bu saatten sonra. Bu asla kötü bir şey değil bilakis artık abs'li hale getirilmiş durumda Pulsar'lar ama belki maddi anlamda kötü yanı fiyatları epeyce bir yükselmiş durumda ne yazık ki. Üstüne üstelik bir de yakın zamanda çıkan motosiklete ekstra %20 gümrük vergisi de bizim motosiklet işlerine sekte vuracak gibi. Ben Geronimo'yu ilk aldığımda 3 yıl civarı kullanmak niyetindeydim ama durum bu olunca artık daha fazla mı kullanırım yoksa paraya kıyar bir abs'li motosiklete  mi geçerim bilemiyorum.
   Ama şu anki maddi boyuta bakıldığında elimizdeki motorların değerini bilmekte fayda var gibi görünüyor. Ülkenin siyasi ve ekonomik belirsizlik durumunun da motosiklet sektörüne ve son tüketiciye iyi etki etmeyeceği aşikar gibi.
   Ama kişisel olarak motosiklet üretici ve ithalatçılarına da bir serzenişim var, eskiden hep küçük cc'lerde asla olmaz sandığımız abs fren sistemi demek ki istenirse olabiliyormuş, bunun için ille de AB standartlarının euro4 ve abs zorunluluğu getirmesi mi gerekiyordu? Bu durumda bu işten 1.5 - 2 yıl hatta belki de 6 ay önce bu aletleri alan müşteriler bir anlamda kazıklanmış gibi olmadı mı yani?
   Küçük cc de abs ne kadar gereklidir tartışılabilir belki ama daha güvenli motosikletlere ve otomobillere binmek herkesin hakkıdır. Bu durum aynı ilk otomobilimi aldığım zaman gibi oldu. Zamanında maddi imkanların da etkisi ile Hyundai getz marka otomobilimi maalesef abs'siz olan en alt donanımdan alabilmiştim. Üstünden bir kaç yıl geçmeden tüm otomobillerde abs zorunlu hale gelmiş hatta esp bile zorunlu olmuştu, uzun yıllar kullanmak istediğim otomobilimi sırf bu güvenlik açığı nedeniyle 4. yılında satmak durumunda kalmıştım. Pulsar ns150'mi de daha en az 1 yaz daha kullanmak arzusundayım ama belki de yine sırf bu sebeplere benzer sebeplerden tüm şartlarımı zorlayıp hem bir üst cc hem de abs'li bir modele geçmek arzusuna düştüğümü de itiraf etmeliyim.
Buna rağmen halen Geronimo'dan oldukça memnunum, 1.5 yılı aşkın bir süredir bilhassa işe gidip gelirken çokça işimi gördü ve görmeye de devam ediyor. Bu anlamda ikinci elini almayı düşünenlere de hala tavsiye edebilirim. İmkanınız varsa tabii ki abs'li ns160 daha iyidir, ama o kadar para veremem abs olmasa da limitleri zorlamam ve frenaj kabiliyetimi de geliştiririm diyenler için veya belki küçük yerleşim birimlerinde kullananlar için de iş görebilecektir NS150.
Yanlış anlaşılmasın, ben satacağım ve ikinci elini övüyor değilim, ben de bugün alsam gider abs'li ns160 alırdım, hatta motosiklette mümkünse sıfır alabilmek arzusunda olan biriyimdir ama maddi imkanlar ve beğeni meselesi bu iş biraz da; hayatı boyunca hiç sıfır otomobil ya da motosiklet almayıp hep ikinci el alan bu sayede karlı da çıkan pek çok insan var neticede.
   Ben kişisel olarak (ve maddi imkanlarımın da dahilinde) uzun bir süre daha 250cc üstü bir motosiklet alma arzusunda değilim. Bir sonraki motosikletimi de bir 250cc düşünüyorum ve muhtemelen de İstanbul'daki emekliliğe kadar olan hayatımın son iki tekerli taşıtı olacak bu alet. O yüzden iyi düşünüp gerçekten en az 5 - 6 sene benimle olabilecek ve bu sürede beni üzmeyeceğini umduğum bir motosiklet alacağım. Şahsen aynı motosikleti 10 - 15 sene kullanan insanlar biliyorum ve onlara imreniyorum açıkçası. Umarım bir sonraki motosikletim 15 sene olmasa da en az 5 sene benimle olur ve belki de neden olmasın 10 yıl ya da evladiyelik olarak benimle kalabilir :) Harika olurdu, bugünkü seri üretim mantıklı araçlarda bu durum epey güç olsa da. (malum zamanla yedek parça bulamamak ya da onarımını yapabilecek iyi usta bulamamak gibi durumlar baş gösterebiliyor). Oysa normları koyan AB ülkelerinde pek çok kullanıcı, babalarının zamanının motosikletleriyle uluslararası turlara bile çıkabiliyorlar. Bu keşke bizde de olabilse, ki motosiklet fiyatları bu şekilde artmaya devam ederse ileride olabilir. (Nasıl ki birden bire dört yan 80'li 90'lı yılların sıfır güvenlikli teneke otomobilleriyle dolduysa, bu durum motosiklette de yaşanabilir bu gidişle).

   Bugüne kadar (ve belki bir süre daha) NS150 ile ilgili iyi kötü ne yaşadıysam NS150 günlüğü başlığında anlattım, kullanmaya devam ettikçe de anlatacağım, zira bu aleti kullanmakta olan ve bundan sonra da kullanacak olanlara belki faydası dokunacaktır diye düşünüyorum. Hep söylediğim gibi kendime de (neler yaşamışım diyebilmek için) bir arşiv oluşturmuş oluyorum.

   Yeni bir motosiklete geçebilirsem zaten aynı şekilde onun günlüğünü de buradan yazmaya devam ederim. Bakalım günler neler getirecek, bekleyelim görelim.

   Ve bu arada, daha iyisini alana dek en iyi motosiklet, kullanmakta olduğumuz motosiklettir. :)

   Herkese kullandığı ya da alacağı motosikletlerle keyifli ve sağlıklı sürüşler.

   Nice yollara!



Not yazmazsam blogun şanına yakışmaz :)

NOT:
Açıkçası ülkenin ekonomik durumuna paralel yaşanan, hemen her türden ithal eşyada inanılmaz derecede uçan sıfır ürün fiyatları gerçekten feci durumda. Bu sebeple halen binmekte olduğum otomobilin de, NS150'nin yerine gelen 160'ın da ve almayı düşlediğim 250cc motosikletlerin de fiyatları, normalde olması gerekenin neredeyse 2 katı ederinde. Bu aletlerin hiç biri bu paraları edecek aletler değil, ne yazık ki dolar, euro kurları, üretimi az ve vergi ile ayakta kalmayı deneyen memleketin inanılmaz boyuttaki vergileri sebebiyle bu fiyatlar böyle uçmuş durumda. Bu yüzden orta ve alt seviye ekonomisi olan insanların bir şeyi (hele de sıfır)  alabilmeleri hiç bir zaman tam istedikleri zaman olamıyor ve hatta borçsuz da olamıyor ne yazık ki. Aynı durum benim kişisel ekonomim için de geçerli. Belki de düşlediğim 250cc motosiklete uzun süre sahip olamayacağım ya da sanki bir otomobil alır gibi uzun süreli kredi ödemeleri ile bunu gerçekleştirebileceğim. Bu açıdan bakılınca da bilhassa 250cc ve altı motosikletlerin işletme maliyetlerinin hiç bir cazibesi kalmıyor. Eskiden küçük cc ekonomi amaçlı alınırdı genellikle, şimdilerde bunun da pek bir cazibesi kalmadı. O sebeple sıfır alınan araçlar ne kadar erken satılırsa zaten yemiş olduğumuz kazık ikiye katlanıyor.
Biliyorum ki 2017 yılı itibariyle 20 bin tl'nin üstüne çıkmış 250cc motosiklet ve skutırların hiç biri o parayı etmez, daha alt cc'ler de etmez, ama içimizdeki motosiklet virüsünün etkisi ve belki de  - itiraf ediyorum - bu anlamdaki egomuzun da etkisi ile bu mantıksız işlere dalıveriyoruz. Şimdiden itiraf ediyorum yeni ve pahalı (hepsi artık pahalı çünkü) bir motosiklet alırsam, ben de mantıklı bir iş yapmış olmayacağım, doğruya doğru. Ama bu konudaki kendimi avutuşum şu olacak, "bu aleti 5 yıl ve üstü kullanacağım yani en az 5 yıl motosiklet almayacağıma göre, vereceğim para her yıl ya da 2 yılda bir motosiklet değiştiren adamın vereceğinden daha az olacaktır". Tabii bu sadece bir teselli cümlesidir, yoksa o kazık yenmiş olacak her halükarda.
Yine de alabilirsem eğer bu 250cc motosikletle 8 - 10 yıl kullanmak ve 80 ila 100 bin km yapmak gibi bir kişisel rekor hedefi de koyabilirim kendime, böylece (şu anki yaşımı da düşünürsek) yaşlı bir amca olana dek aynı motoru sürüp, bu kadar yıl yeni motosiklet derdine düşmeden sadece sürüşe odaklanma şansım da olabilir bu anlamda. Bak şimdi düşününce bu fikir daha mantığa uygun geldi. Son ve sağlam bir kazık yiyip, bir daha uzun yıllar motosiklet konusunda kazık yememek kafa yorulası bir kişisel hedef olabilir. Arabada galiba bunu gerçekleştirdim gibi, umarım motosiklette de önümüzdeki aylarda yapabilirim ve uzuuun bir süre yeni motosiklet defterini kapatıp sadece motosikletli yaşama odaklanabilirim.
Küçük bir de tüyo: Uzun yıllar kullanım için, belki konforu bir yana bırakıp, sağlamlığa ve her yola gelirliğe odaklanacağım büyük bir markanın dual purpose motosikletine yöneleceğim sanırım. (Şu %20'den olağanüstü bir zam giydirilmezse tabii)

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!