Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


motosiklet tutkusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
motosiklet tutkusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2016 Cumartesi

Döndüm babo, döndüm işte, ohh beeee!!!



Nasıl geçti motorsuz o güzelim yıllarım :)

   Bir şeyleri yapmak için doğru zamana, doğru zemine inanırım, fena halde de sabırlı bir insanımdır, buna rağmen 6 küsur yıl nasıl geçti motorsuz bir de bana sorun. Trafikte bunalmalar, otomobille 15 dakikalık yolları 1 - 1,5 saatte almalar, 10 dakikada hedefe varıp 20 dakika park yeri aramalar, çekicilerin peşinde koşturmalar artık iyiden iyiye bunaltmıştı beni. Hep "motosiklet de motosiklet, ah şimdi bi motosiklet olsaydı" dedim durdum. Eşim benim bu yakınmalarımdan usandı, ben motosiklet demekten usanmadım. Ve sonunda yine onun da onayını alarak bir motosiklete sahip oldum.


Yeniden motosiklet aldım, aklımı seveyim!

   Neredeyse 7 yıl aradan sonra nihayet yeniden motosiklete dönüş yaptım. Hem de yepyeni bir marka ve modelle, Bajaj PulsarNS 150 ile.  Uzunca bir süredir araştırdığım bir marka ve modeldi, test sürüşü yapmayı bekliyordum karar vermek için, onu da yapıp beklediğimden de iyi bulunca Pulsar'ı almaya karar verdim. Böylece dördüncü motorumu da farklı bir marka ve model almış oldum, aynı marka ve modellerden bir taneye daha binmemiş olacağım böylece. Bu arada şüphe yok ki 150cc olsa da bu alet bir commuter değil, bu sebeple test yazısında da değindiğim gibi esasında cbf, ybr ya da benzeri motorlarla kıyaslanmamalı Pulsar diye düşünüyorum, Bajaj'ın Discover modelleri commuterlerle kıyaslama yapmak için daha doğru modeller kanımca. Ve daha rahat sürüş pozisyonu, belki bir nebze daha iyi konfor adına cbf150, ybr125 alınmaz mıydı alınırdı, uzun bir süre her ikisini de düşündüm, hatta her ikisi için fiyat bile aldım bayilerden, ama vereceğim parayı, performansını, tipini düşününce bu kez farklı bir küçük cc olsun istedim, bütçem bir KTM Duke 125 almaya elvermeyecekti ya da çok beğendiğim Suzuki Inazuma, bu sebeple küçük cc de olsa bir nebze daha güçlü daha iyi tipli bir alet olamaz mı derken Bajaj'ın NS200'den sonra NS150'yi de Türkiye'de satışa sunduğunu gördüm. Ne yalan söyleyeyim bütçem 200NS için bile dardı, bu sebeple ve kullanım amacımı da düşünerek 150'liğe yöneldim. Düşündüğümden de iyi bir fiyata aldım üstelik, cbf 150 ya da Hero'yu gözardı etmemi bana özel olarak verilen bu fiyat da biraz sağladı doğrusu. (Burada fiyat belirtmeyeceğim, alana da satana da engel teşkil etmesin diye. Ki bence teknik verileri görünümü filan hesaba katınca Bajaj ve Hero gibi Hintlilerin liste fiyatları da makul sayılır.)


   Şimdi artık bunca yıl sonra açıkçası hobisini, eğlencesini de geçtim, daha ziyade tamamen acil durum ve İstanbul içi bireysel ulaşım aracı olarak aldım motosikleti. Bu sebeple ne yalan söyleyeyim başta hiç Bajaj filan düşünmemiştim, hatta haberim bile yoktu kısa zaman öncesine kadar Bajaj NS150 ve Hero'nun yeni modellerinden, öyle kopmuşum alemden yani. Ancak bir süredir araştırdığım bazı marka ve modelleri (bunların arasında çok uygun fiyatlarıyla "ulan acaba mı?" dediğim Çin malları da var) yaptığım, araştırmaların ardından eledim, zira uzun süreli ve daha ziyade ulaşım amaçlı kullanmayı düşündüğüm için diğerlerine kıyasla sorunsuzluk ya da sorun olduğunda kısa sürede çözüm bulmak gibi şeyler önemliydi benim için ve bizzat Bajaj satın alma müdürü Ekrem Ata'nın hiç yüz yüze gelmemiş olmamıza rağmen yakın ilgi, alakası ve  mailleşmelerimiz sonrasında Bajaj konusundaki satış sonrası ve servis  bilgilendirmeleri, bu motosiklet hakkındaki kararımı netleştirmeye yaradı. Daha fazla ödeyerek daha azına razı olup, sırf markaları için yeniden Honda ya da Yamaha almanın çok da mantıklı olmadığında karar kıldım. Ve YBR125'i net biçimde çok sevmeme, cbf'den bile fazla severek kullanmış olmama, hatta şu son kasasını ve beyaz rengini acayip beğenmeme rağmen, fiyatının inanılmaz derecede abartı hale gelmiş olması nedeniyle, hiç değilse aynı fiyata 150cc ve birazcık daha cüsse, 7 hp fazlalık, daha fazla tork olsun dedim. (Ki bana göre malzeme ve işçilik kalitesi de oldukça iyi görünüyor.) Bajaj'ın tüm modelleri ve tabii ki Pulsar NS150 ile ilgili daha detaylı bilgiyi Bajaj Türkiye'nin sitesinden edinebilirsiniz, adresi şu: http://www.bajaj.com.tr/turkce/

   Test yazısında da belirtmiştim, Hero olsun, Bajaj olsun gidip bayiilerde yakından görün derim, tahmininizden çok daha iyi bulabilirsiniz bu markaları. Benim karar vermemde bu yakından görüp selesine oturmaların da etkisi büyük. Hero'nun da hakkını yemek istemem, Bajaj Pulsar olmasaydı Hero'nun bir modelini de alabilirdim. Bajaj Pulsar'ın tasarımı ve sürüşü beni biraz daha cezbettiği için öne geçti bu iki marka arasında. Yani zevkler ve renkler meselesi bir anlamda, sizin gönlünüzü bir Hero da çalabilir, bu yüzden gidin bayilerde görün, mümkünse test edin diyorum. Yıllarca malum Japonlara (en azından küçük cc'de) alternatif aradık durduk, bence Hintliler bu konuda önemli birer alternatif olmaya başladılar. Bunu sokaklarda ticari kullanıcılarda da gözlemlemek mümkün. Aynı zamanda her iki markanın da satış ve servis müdürlerinden edindiğim izlenim müşteri memnuniyetini üst düzeyde tutmaya çabaladıklarıdır. Tabii bunu zaman gösterecek, ancak bizlerin de kimi zaman (bilhassa da motosiklet gibi kişisel tatmin kısmı da önemli olan bir üründe) yüreğimizin sesini de dinlememiz gerektiğini düşünüyorum. Ben bu kez öyle davrandım biraz.

   Eskisi gibi değilim, kafamda motosiklet adına da hayat adına da çok fazla şey farklı artık, eh 2006'da aldığım ilk motordan beridir de 10 yaş daha almışım, orta yaşlı olmuşum, artık bir çocuğum var, sorumluluklarım çok daha fazla, önceliklerim motosikletle gezmek ya da onu en önemli hobim olarak görmekten çok daha önemli şeyler artık. Bu sebeple, eskisi gibi zırt pırt kaçamak geziler ya da toplu sürüşler yap(a)mayacağım aşikar, ama en azından çoğunlukla işe gidip gelmek, yeni taşındığım evimin civarında fazlasıyla ihtiyaç haline gelen işi gücü halletmek için bile kullanırken, içimdeki motosiklet sevgisini tatmin etmiş de olacağım, orası kesin.

  Açıkçası çok özlemiştim motosiklete binmeyi, kafama kask takmayı, motosiklet montu, eldiveni giymeyi bile özlemiştim. Son bir yıldır ise acil durumlarda fazlasıyla gereksinim duyduğum için artık burnumda tüter olmuştu. Yıllardır hep bu yaz, bu yaz diye diye şartlar nedeniyle, öncelikler nedeniyle bir türlü dönüş yapamadım motosiklete. Üç otomobil, iki ev değiştim, çocuğum oldu, onu az büyütüp yuvaya verelim filan derken, nihayet bazı şeyleri hem madden hem zihnen geçtiğimiz bir kaç ay içinde bi nebze oturtmayı başardım. Motosiklet için çanlar çalmaya başlamıştı artık. Araştırdım yine çokça, düşündüm taşındım, yeni bir marka model mi, eski dostlardan birine dönmek mi? v.s. derken, sonunda üzümün sapı armudun çöpünü bi tarafa bırakıp, yüreğimin sesini dinledim ve herkesin gittiği yoldan gitmedim, belki bazıları için bu doğru yol değil, belki tanıdıklarım dahil bir çokları beni eleştirecekler ama "bu benim yolum" ve iyisiyle kötüsüyle neticeleri beni bağlayacak olan yol. Son tahlilde 150cc bir motosiklet için de niye bu markayı ya da modeli aldım diye kimseye hesap verecek değilim, kimse de değil. Esas amacım ulaşımımı sağlamaktı ve aynı paraya daha yüksek HP, daha fazla tork ve hatta düzgün görünüm varken, tıpkı son otomobilimde olduğu gibi sırf o logoyu taşıyor diye daha azına daha fazla para vermek istemedim (otomobilimden çok memnunum, umarım motosikletimden de olurum uzun vadede).
   İlk gün için söyleyebileceğim, motorla ilgili test sürüşünde edindiğim izlenimlerin pekişmeye başlamasıdır açıkçası. Henüz ilk gün ve rodaj dönemi tabii net veriler elde etmek için çok erken, sadece şunu söylemem mümkün ilk günkü 65km'lik sürüşün sonunda, sürüşü oldukça keyifli bir motosiklet, sevdirdi kendini. Büyük bir aksilik olmazsa günler de iyi gelirse uzun süreli olarak Pulsar NS150 ile birlikte olmayı planlıyorum.

   Daha sayfalarca yazabilirim çünkü klavye başında hele konu da motosikletse çenem düşer, ama hikayenin bundan sonrasını zamana bırakalım, sürüş yapıp tecrübe ettikçe yazmayı deneyelim.



              Yeni motosikletim PulsarNs150, ona Geronimo adını verdim. Bir sonraki yazıda sebepleriyle bu adı alışını da anlatacağım.




Son söz olarak:

   Darısı olmayanların başına, darısı bu alete hala şeytan icadı deyip de o trafiği, park problemlerini çekenlerin başına. Darısı bu memlekette motosiklet kullanımının çoğalmaya devam etmesinin, insanların da motosiklete ve sürücüsüne normal insan muamelesi yapmayı öğrenmesinin başına.(Sonuncusu biraz olmayacak duaya amin biliyorum, kökten bir bakış açısı, zihniyet değişimi lazım.)

   Motosikleti olanlara sağlık ve güvenli sürüşler, olmayanlara daha iyilerini dileyerek bitireyim. Ve unutmayın, en iyi motosiklet satın alabildiğiniz, binebildiğiniz, erişebildiğiniz motosiklettir.

   Yeniden motosiklet aldım, aklımı seveyim!

   Nice yollara!





Notlar:
-Cuma günü motosikleti teslim aldım ve ilk günden 65 km yol yaptım, sanırım rodaj çabuk bitecek. 

-Sahil yolundan artık eve dönmek üzere son bir mola verdiğim yerde arkam dönükken acı bir fren sesi ve güüm diye bir çarpma sesi işittim, maalesef karşı şeritte bir panelvan yola atlayan yaşlı bir amcaya çarptı. İlk günkü sevincim bir anda kursağımda kaldı ve bir süre olay yerinde kalıp eve döndüm. Aklıma bir an motosiklete binmeden de başınıza kaza gelebiliyor düşüncesi geçti yerde yatan kazazedeye bakarken. Ambulans geldiğinde ben eve dönüyordum.

-Yaz geliyor, lütfen dikkatli sürelim, lütfen maceralara kalkışmayalım, biz ne kadar iyi sürersek sürelim bizim dışımızda kazaya sebebiyet verecek çok faktör var.

-Bir sonraki yazıda becerebilirsem detaylı fotolarla, belki bir video ile motorun genel görünümünden ve özelliklerinden bahsetmeyi deyeceğim.





26 Şubat 2016 Cuma

Bu bünye artık motosiklet istiyor...

   Uzun zaman oldu motosikletten ayrı kalalı. Hep şu zaman, bu zaman diye diye erteledim, arabalar aldım sattım, ev, çocuk, taşınma v.s. derken yıllar geçti, ama içimdeki motosiklet aşkı hiç ama hiç geçmedi; hele otomobille trafikte her kaldığımda, park edecek yer bulamadığımda ya da otomobilim çekildiğinde bir kez daha içim cız etti motosiklet de motosiklet diye.

   Şimdilerde - yaşın da etkisiyle olsa gerek - eskisi gibi olmasa da içimde bir kıpırdanma, eskisi kadar olmasa da bir heves var. Aklımı çelen bir de motosiklet. Bakalım, belki de fazla uzak olmayan bir zamanda bir motosiklet edineceğim galiba. Sanırım bunu da fazlasıyla hak ettim kendi çapımdaki küçük başarılarımla. Artık bir ödül mü olur bana, yoksa İstanbul trafiğinin en şanslı insanları arasına girmemi mi sağlar yeniden bilemiyorum ama, yakın bir zamanda, belki bahar belki yaza, üç vakte kadar yeni bir motosikletle düşeceğim galiba yeniden yollara.

  Çok bekledim, çok yoruldum, çok düşündüm, çok şeyi değiştirdim kafamda pek çok konuda, motosiklet konusunda bile hem de. Bakalım bu kez nasıl başlayacak yeni macera. Sanırım artık daha ziyade bir ulaşım aracı olacak yeni motosiklet ve yine küçük cc olacak, hiç yoramam kendimi büyük cc'nin masrafına, tasasına. Kırıldığında, bozulduğunda, çalındığında gamlanmayacağım bir şey olacak yine, yine küçük dev bir motosiklet belki, belki birileri tarafından kınanacağım bir motosiklet. Ama bunların hiiç ama hiç önemi yok artık, çünkü aradan geçen 6 yılda çok şey değişti hayatımda ve kafamda.
 
   Hayat akıp gidiyor, bir şeyleri zamanında yapamadıkça da elimizden kaçıp gidiyor, şimdi benim bünye fena halde motosiklet istiyor, açlık çekiyor adeta, şimdi motosiklet zamanıdır, umarım bu bahar, bu yaz motosiklet getirir bana.

  Umarım fazla uzun sürmeden başlarım yeniden içinde cismen de motosiklet olan yazılara...

   Zamanıdır, bu bünye artık motosiklet istiyor.

21 Ağustos 2009 Cuma

Ben motosikleti seviyorum be arkadaş.

Ben motosikleti seviyorum be arkadaş.

     Motoruma atladım. Yolum çok uzun değil, yeni ya motorum, rodajını bitirmeye debelenmedeyim. Bu sebeple amaçsız gezinmelerdeyim. Akşam üzeri çıktım yola. Ne hikmetse fazlaca trafiğe yakalanmadım bu kez, Karacaahmet'in oradaki dehşetengiz trafik lambalarının ve de üstüne meydana gelen trafik kazasının yarattığı kaosun dışında yol açık. Üsküdar sahil yoluna varıyorum rodaj hızımla. Sonrasında Paşalimanı, Beylerbeyi, Çengelköy derken, aslında motorumun beni oraya, Beykoz'daki o adını bile bilmediğim küçük deniz kenarı çaybahçesine götürdüğünü anlıyorum. Hani ilk motorumun rodajını yaparken de uğradığım çaybahçesi. Saat akşamın sekizini gösterirken, hava henüz kararmamış, bir çay ve tost istiyorum denize nazır masalardan birine otururken. Benden başka kimseler yok çay bahçesinde. Herkes hayat gailesinde, evine ekmek götürmededir şimdi. Tıpkı gözümün önünde, kayığının sırtında ağlarını onaran ihtiyar balıkçı gibi. Çayım ve tostumun eşliğinde bir süre o balıkçıyı izliyorum, onun hayata tutunuşunu sallanan kayığının üzerinde. Daha da açıkta genişçe bir ağ silsilesiyle kaplı suyun orta yerinde başkaca balıkçılar var, ne için uğraşmadalar diye meraktayım, ama ikinci çayımı getiren garson çocuğa sormayı düşünsem de, bu merakın daha zevkli olduğuna hükmedip vazgeçiyorum. Merakla nasiplenecek bir parça deniz mahsülü bekleyen kediler gibi ben de bugünkü nasibimin bu çaybahçesi olduğunu düşünüp meraklı gözlerle balıkçıları izlemeye devam ediyorum. Zaman zaman denizin tam aksi yönde duran motosikletimi de gözardı etmiyorum tabii. Simsiyahının pırıltısıyla beni bekliyor çaybahçesinin yanında kaldırımın sırtında. Kimbilir daha ne günlerimiz olacak onunla. Hafif bir akşam esintisi yüzümde, dudağımda çayın demini almış tadıyla, içimi kaplayan huzurla bakıyorum deniz kıyısına.

     Hava hala aydınlıkken, geleceğimizin de bunca aydınlık olması dileğiyle son yudumumu alıyorum ince belli bardaktan. Ağırdan alıyorum masadan kalkışımı, son bir kez daha bakıyorum deniz kenarındaki kayıklara, balıkçılara, kedilere ve çaybahçesini gölgeleyen yaşlı ağaçlara. Motorum yeterince dinlenmiş olmalı. Hesap düşündüğümden de az tutuyor. Eh bu da kısa günün karı olsun kırkambarıma yazdığım diyorum içimden.

     Motorumun yanında bir kaç genç, ilgi duyuyor olmalılar motosiklete. Beni görünce hafif utangaç kenara çekiliyorlar, meraklı gözlerle sırtımdaki monta, başıma taktığım balaklavaya, eldivenime bakındıklarını farkediyorum. Böyle başlıyor işte bu sevda çocuklar, diyorum içimden, yolunuz açık ola.

     Kontağı açınca, hiç nazlanmadan patırdamaya başlıyor motorum. Yavaş yavaş yola koyulmak lazım, ki gidilecek başka yolların hazırlığı yapılsın. Kulağımda tıpkı motorum gibi yeni aldığım müzik çalar, etrafı da rahatça duyabileceğim kadar açık volümde, Türkçe rock şarkılarıyla ritim tutuyor motorumun patırtısına yol boyunca. Hava kararmaya başlıyor, artık farım yolumu ışıtmaya başlıyor. Geldiğim yoldan evime geri dönüyorum. Çok da ilginç olmayan ama damakta hoş bir tat bırakan, minik bir yolculuk yapmış oluyorum sadece, bu bile motosiklete binmek için yeterli bir sebep işte, diye de iç geçiriyorum. Ve belki bir otomobilden çokça konforsuz olmasına rağmen, ben motosikleti ve motosikletle yolculuğu seviyorum be arkadaş, diyorum evimin merdivenlerinden bir elimde kaskım, bir elimde depo üstü çantam çıkarken.

     Hayatı değerli kılan bir uğraşı aslında motosiklet, hele bir de aynı duyguları paylaşan motorcu dostlarınız varsa tadından yenmeyecek bir uğraşı.


Çağrı 'Cloud' Ö.

14.05.2008 - İstanbul




  






  Ve bu yazı ile eskiler, yani bugüne kadar yapılanlar burada son buluyor. Daha önümde katedilecek çok yol ve kazanılacak çok deneyim var biliyorum. Hala motorculuğun çok başında sayılırım. Epeyce yol almama rağmen yüzbinlerce kilometreyi devirmiş bir sürücüye göre daha bu işte çok toyum şüphesiz, ama iyi sürücü olmanın da sadece kilometreleri devirmekle olmadığını öğrenmiş durumdayım bu işin erbaplarından. 
 

    Sözün özü, daha yapılacak çok yol var ve daha söylenecek pek çok söz... 


Çağrı "Cloud" Ö.
21 Ağustos 2009


Devam edecek...
(Bir Sonraki Yazı: Buraya Kadarlara Bir Bakarak) 



( Önceki Yazı: Hani Sormuştun Ya...)




 

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Yeni Bir Heyecan, İkinci Motosiklet

  
 
    
    Honda cbf150'yi sattığım gün, zaten bir kaç gün önceden görüşmesini yaptığım ikinci motosikletimi gidip yakından görmek istedim. Hemen sahibi ile randevulaştık. Aynı akşam motoru görmeye gittim. Bu, Kore'nin motorcular arasında bilinen bir markası olan Hyosung GV250 Aquila idi. Aquila 250cc sınıfına göre yüksek beygir gücü (28 HP) ve sağlamlığı ile dikkat çekiyordu. Aslında ilk motosiklet olarak epeyce yeşillendiğim bir makina idi ama o dönem için fiyatı bana epeyce yüksek gelmişti. Sonradan edindiğim tecrübelerle de zaten tür olarak aslında motosiklete başlangıç için ideal bir model olmadığını anlamıştım. İkinci motor olaraksa benim taa çocukluğumdan gelen klasik motosiklet hastalığıma iyi bir ilaç gibi görünüyordu doğrusu. Eskiden beri motosiklet denildiğinde aklıma ilk olarak custom - cruiser tipi motorlar gelmiştir hep. Beni en çok heyecanlandıran motosikletler hala onlardır ne yalan söyleyeyim.


    O akşam motoru gördüğümde henüz 1600 kilometredeki bu pırıl pırıl parlayan ve gürül gürül gürleyen demir ata hayran oldum desem yeridir. Burada benim klasik motor sevdamın büyük etkisi vardı şüphesiz. (Zira kazın ayağının öyle olmadığını sonradan anlayacaktım, buna ileride değineceğim)
    Sahibi ile her konuda anlaştık ve motoru o akşam satın almaya karar verip kapora bıraktım. Bir kaç gün içinde de işlemlerini hallettik ve eski sahibi bir Pazar sabahı motoru getirip teslim etti. Eşim motoru yakından görünce en az benim kadar heyecana kapıldı. "İşte bu!" dediğini hala hatırlarım. Eşim henüz kahvaltı hazırlarken ben hemen kıyafetlerimi giyip kahvaltı hazır olana kadar yeni motorumu kısa bir sürüşle denemeye karar verdim. İlk kez bir cruiser kullanacaktım ve epeyce heyecanlıydım. Kaskımı taktım, montumu, eldivenlerimi giydim ve marşa bastım. Duyduğum ses tork'un ve gücün sesiydi. 11 beygirlik Honda'dan sonra ondan 17 beygir daha güçlü olan 28 beygirlik Hyosung'un gücünü altımda hissetmek değişik bir duygu idi. Ağır ağır kalktım ve mahalleden çıktım. İlk izlenimim üzerime yönelen bakışlardı. Sanırım insanların cruiser'a biniyor olmalarının sebeplerinden birisi de bu ilgi çekiciliktir. Cbf150'de kafasını bile çevirmeyenler şimdi sıkışık trafikte ve ışıklarda durduğumda motorumu ve beni inceliyorlardı. Ne yalan söyleyeyim birazcık havaya girmedim değil hani. Sonbahar güneşinin altında pırıl pırıl parlayan kromlarıyla ve gürültülü sesi ile V - Twin bir çift silindir kullanmak güzeldi.
    Kafamda onunla yapacağım uzun yolları planlamaya başlamıştım bile. Eve döndüğümde yepyeni bir oyuncağa sahip olmuş çocuk gibi hissediyordum ve hemen tekrar selesine oturmak için can atıyordum.

İşte ikinci motorum Hyosung GV250 Aquila'dan bir kaç poz.













































Devam edecek... 

Sonraki Yazı: Cruiserla Cruising?
Önceki Yazı: Motosikletli Sabahlara Uyanmak





NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!