Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


Çağrı Öztürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çağrı Öztürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2020 Çarşamba

ELVEDA

Nitelikten çok niceliğin önemli hale geldiği günümüzde, mazruf değil zarf önemli artık. Benim ise mazruflarımı koyacak allı pullu zarflarım yok ne yazık ki hala...
 

   
   Muhtemelen ve yeniden devasa bir hevese kapılmazsam bu yazı bloğun son yazısı olacak. Zaten birkaç paylaşımdır “ufak ufak artık dükkanı kapatsam mı?” demeye başlamıştım. İyiden iyiye keyfim de kaçık bu aralar, korona virüsler, ekonomik bunalımlar, motosiklet, pazar, market uçan fiyatlar, kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, magandalar, mafyalar, ahlaksızlar, inanç simsarları, aymazlar, düzenbazlar, hainler, şeref haysiyet yoksunu olup kendini en şerefli gibi gösterenler, adilikte sınır tanımayıp en dürüst adamı oynayanlar, güce tapınanlar, güçsüzü adamdan saymayanlar, parayı bulunca adam olduğunu sananlar, para için adam satanlar, insana da hayvana da eziyet eden insan olamamış mahlukatlar, aynaya hiç bakmayanlar, dünyayı kendi etrafında dönüyor sananlar, en acısı da üzerine çoktan karlar yağmış olan güvendiğimiz dağlar, daha sayamadığım bilumum çirkeflik, yozluk, yobazlık, bazı şeyleri yazmayı, anlatmayı epeyce anlamsız kılmaya başlamıştı benim için son zamanlarda. Blogda da epeydir youtube kanalındaki videoları paylaşır olmuştum. Hatta “reklam yapıp gideyim” diye yazdım geçenlerde, o yazıda henüz net değildi kararım, sonrasında “son bir” deyip İhtarname çektiğimde bile çok netleşmemişti kafam, ama artık nokta koyma zamanıdır sanırım. Boşa diretmenin de bir yerden sonra anlamı yok.
   
   125, 250 cc motosiklet bile, şundan kısa bir süre önce otomobil alabildiğimiz rakamlara çıkmışken, motosikleti keyif için yazıp çizmek, anlatmak, hatta sürmek bu memlekette ne kadar anlamlıdır artık? Benim için artık zevksiz, tatsız, anlamsız bir hal aldı orası kesin gibi. Son aldığım motorumu bile scooter olarak seçtim, ki sadece ulaşımımı sağlıyor. (Son üç motorum neredeyse tamamen sadece ulaşımımı sağlıyor zaten.) Motor kullanmaktan vazgeçeceğimi sanmıyorum, hele hele İstanbul’da yaşadıkça büyük kolaylık sağlıyor, ama çokça anlamlı gelmeyen hobi, zevk ya da keyif paylaşımlarını bitiriyorum artık. Ne içimden gidip bir motosikleti test etmek geçiyor, ne de açıp motosiklete dair bir şeyleri okumak, izlemek, takip etmek. Ha, sanmayın ki başka şeylerde bu durum farklı, genel olarak memleketimin hali gibi bir haleti ruhiye içindeyim. Benim için uzun zamandır otomobil de, motosiklet de sadece birer ulaşım aracı, ki otomobil zaten baştan beri öyleydi, motosiklet de giderek o hale geldi.  Fabrikasyon herhangi bir ulaşım aracına tapınmayı zaten baştan beri kabul etmedim, etmeyeceğim de. Motosiklete de otomobile de gereksiz anlamlar yüklediğimizi ve gereksiz önemli bir yere koyduğumuzu düşünüyorum, ben de yaptım. Ama dünyada yaşamak bunca acımasızken, bu gibi şeyleri öncelik sıralamamda artık çok ama çok aşağılara koymuş vaziyetteyim. Bundan sonra da önceliğim olacaklarını pek sanmıyorum. Sadece birer araç hepsi bu.
   
   Motosiklet dediğin de neticede bir ulaşım aracı işte, hele hele benim gibi bu işe ayırabileceğiniz bütçe de kısıtlı ise bunu bir keyif ve baş hobiniz yapmaya debelenmek epeyce bir boşa çaba haline geliyor zaman içinde. (Ki maddi gücünüz de buna yetmiyor zaten. Hoş yetip yapanlara da şaşarak bakıyorum, gücüm olsa da hobim olmayacak bir araç artık benim için.)
    
   Kişisel olarak zaten çokça uğraşmış olsam da, artık serviste periyodik bakımını yaptırıp işe gidip gelmek dışında motosikletin bilumum tantanasıyla da uğraşma arzum pek kalmadı. Belki de yaşın artık elliye bir kalmış olmasının da bunda etkisi var, bilemiyorum. “Hayat gailesinde çok daha önemli gereksinimler, çok daha hayati konular varken motosiklet de ne ola ki bunların yanında?!” deyip durur oldum. Korona virüsün en patlamış olduğu dönemde, motosiklet sitelerinde depo üstü çanta derdine düşüp, konu başlığı açabilen insanlara hayretle bakar oldum. Şu ana kadar 6000’e (yazı ile altı bin, ki o da resmi rakam, hala kanıtsız) yakın insan hayatını kaybetmiş durumda iken benim motosiklet derdinde olmam, başka bir derdimin olmaması filan, en azından benim yapabileceğim iş değildir. Hayat akıp gidiyor, ama ben sadece kişisel kazanımlarına odaklanıp gerisi tufan diyenlerden değilim, huyum kurusun, genetik mirasımın da neticesi bu biliyorum; belki de bu yüzden babam abilerinden önce kanser olup öldü, belki de bu yüzden o şiir defterlerini doldurdu, belki ben de bu mirası devraldığım için, onlarca deftere, bu gibi mecralara yazdım çizdim. Sanırım bu bir genetik miras, belki de kimilerine göre lanet. Bilemiyorum, artık çokça umursamıyorum da…
   Kaldı ki şu an itibariyle memlekette Dolar 7 tl, Euro 8 küsur tl, altının gramı 460 tl iken, otomobil, motosiklet, elektronik gibi bilumum ithal malın fiyatı eskinin 3, belki 4 katına çıkmışken, daha şurada 2015’de 51 bin tl'ye aldığım sıfır otomobilimin, bugünkü sıfır fiyatı üç katına çıkmışken, ne motosikleti, ne hobisi, ne yazısı, anlatması alla sen.(Dünyanın en uzun cümlesi bu değil, onu girişte saydırırken kurdum sanırım. J  )
    Buna rağmen youtube kanalını çok sık olmasa da kullanmaya devam edip video paylaşacağım, ama orada da konu sadece motosiklet olmayacak, o yüzden adı Fayda-sız, hayattan da bahsedeceğim. Ki belki de zamanla hayata dair daha fazla bahis olacak. Ama orayı da nadasa bırakma kararındayım bir süre, en azından motosiklet videoları anlamında. Nitelikten çok niceliğin önemli hale geldiği günümüzde, mazruf değil zarf önemli artık. Benim ise mazruflarımı koyacak allı, pullu zarflarım yok ne yazık ki hala...
   
   Velhasılı kelam, yazmayı, uzun uzun yazmayı seven biri olarak artık bitireyim, bitireceğim için de uzun uzun yazıyorum ya zaten.
   Daha önce de dediğim gibi blogu kapatıp gitmiyorum, blogger yaşadıkça bu blog da hiç paylaşım yapmasam da duracak. Kim bilir belki bir gün yeniden paylaşım da yaparım. Ama fırsat buldukça o işi youtube’a bırakacağım.
   Sık sık yazar, söylerim, uzun yazınca (zaten okumayan milletin çocukları olarak) hiç okunmuyor, uzun video bile izlenmiyor. Gerek memleket, gerekse tüm dünyada acayip zamanlardan geçiyoruz. Bilgi, teknoloji arttıkça, sanki paralel olarak bilgisizlik, yozluk, cehalet ve utanmazca cehalete övgü de artıyor. Böyle olunca suya yazı yazmak gibi oluyor amatörce yapılan her bir şey, tıpkı benim amatör bloğum ya da youtube kanalım gibi.
   
   Her şeye rağmen bu bir kırgınlık, küsüp gitme yazısı değildir, evet bir vedadır ama kim bilir belki bir gün geri dönüş kapısı da açık bırakılan bir veda. 10.yıl yazısında yazmıştım yineleyeyim, bugüne kadar bu mecraya gelip, okumuş, izlemiş, beğenmiş beğenmemiş ama buraya bir hit bırakmış herkese bin teşekkür. Birilerine bir kırıntı faydam olduysa ne mutlu, ben de buralarda debelenirken çok şey öğrendim. Hem yazma arzumu tatmin ettim, hem eğlendim, hem bilgilendim.
   
   Ama artık zamanıdır vedanın…
   
   Hoşça kalın! Nice Yollara!
   
   Kusurum olduysa affola!

  Çağrı Ö.

NOT: Her son yeni bir başlangıç değildir, bazen son, sadece sondur.



10 Temmuz 2020 Cuma

REKLAM YAPIP GİDEYİM. (Yazın Beni yoğa gayri)

 

   Bir süredir bir youtube kanalım var, orada at koşturmayı deniyorum, bu sebeple blog'a da eskisi gibi yazı yazmak yerine oradaki videoları anlatan yazı ya da bildirimler ekliyorum. Blogda çokça yazmama kararındayım, zira bunca yılda yazdıklarım çok az ilgi gördü, okumayı sevmiyoruz, sebepleri bilumum ama pek çok yerde girdim, derin derin girmeyeyim o konuya. Zaten 10 yılı aşkındır bu kanalda motosiklet mevzusu üstüne söyleyebileceğim pek çok şeyi de söyledim.
   Bir arşiv niteliğinde devam edecek tabii burası, zaman zaman yine yazacağım da, ama muhtemelen çok daha az olacak bu yazma işi. Bu bir küskünlük filan da değil, o niyetle yazmıyorum bu satırları, sadece artık bu işlere eski hevesim pek yok gibi, hem de okumak yerine izlemeyi tercih eden bir dünyadayız (ne yazık ki) ben de sıklıkla olmasa da bu hevesimi video yapmaya çalışarak gidereceğim.

   Artık beni Moto&Hayat youtube kanalından takip edebilirsiniz. Dediğim gibi gerekli gördükçe bloga yine yazacağım, ama sürekli bu mecradan kanala eklediğim videoların reklamını yapmak tatsızlığı yerine, sizleri direkt oraya yönlendireyim dedim. Bir süre böyle, sonrasına bakacağım... (Ki kanala da kısa zamanda çokça video yükledim, orada da biraz nadas durumu olacak, suya yazı yazmadığımı anlarsam belki devam edeceğim, şu salgın durumları da biraz geçerse youtube'a daha fazla yoğunlaşmak azmindeyim.)

Takip eden herkese selamlar.

Nice Yollara

Çağrı Ö.


NOT: Şuraya bir kaç da şarkı bırakayım, bazı şeyleri benden iyi anlatıyorlar babalar :)














11 Kasım 2019 Pazartesi

Başlangıç Motosikleti ve Motosiklete Başlamak (Videolu yazı)

   Merhaba.
   Midnight'ı sattık ama bir kaç zamandır biriken videoları da MotoHayat'da paylaşmaya devam edeceğiz illa ki. Sonrası da Robo ile devam olacak.
   Geçmiş haftalarda motosiklete başlangıç mevzusu üzerine ben de bir kaç kelam eylemiştim, ama bir türlü yayınlamaya fırsat bulamadım, şimdi bugün itibariyle Dominar üzerindeki son videolardan birini yayına koydum.
   Başlangıç motosikleti ve motosiklete başlamak mevzusunda benim düşüncelerim. Buyrun efenim :


Bu arada motosiklet işine yeni başlayacak ya da başlamışlara da zamanında naçiz blogumuzda yazı kaleme almıştık, meraklısına link şuradaydı:

Not: Yakında Dominarla son, Robo ile ilk sürüşün bir arada olduğu bir videonun da müjdesini vereyim buradan meraklısına. Artık kim merak edecekse😊

7 Ağustos 2019 Çarşamba

AZ OKUYANLAR ÜLKESİNDE 10 YILI DEVİRDİK.

 


   Tam 10 yıl önceydi, 2 Ağustos 2009 yılında, henüz YBR 125'imi yeni satmıştım ve o zaman motosiklete o kadar uzun ara vereceğimi bilmeden, motosikletsiz günlerimde hem kendi yaptıklarımı anlatıp arşivlemek, hem de kendime link kütüphanesi gibi bir mecra yaratmak amaçlı bu bloğu açmıştım.
   Şimdi 10 yıl sonra geriye dönüp baktığımda çokça popüler olmasa da bir çok kişiye faydası dokunduğunu düşündüğüm bir iş yaptığımı anlıyorum. Zira bazı geri dönüşler gerçekten de suya yazı yazmadığımı, bir kaç kişiye bile olsa faydası olduğunu düşündürtüyor bana bu bloğun.
   10 yıl içinde zaman zaman küsüp bir daha yazı yazmama kararları da verdim, ısrarla ama ısrarla ille de ayda bir kez de olsa bir şeyler yazmam gerektiğini de düşündüm. Öyle ya da böyle, aldığı az hit rakamlarına rağmen, kendim için arşiv oluşturayım diye başladığım ve yazarken de bir anlamda terapi olduğum bu mecrayı ayakta tutmayı başardım. Bu zaman zarfında blog, motosiklete verdiğim uzunca arada, beni motosiklete de yakın tuttu, bazı gerçekleri motosikletten ayrıyken daha net görmemi de sağladı. Her şeyden önce çok sevdiğim yazma işinde pratiğe devam etmemi sağladı. 
    10 yıl önce 3.motosikletim olan Yamaha ybr 125'e binerken, henüz 7 yıllık evli bir adamdım, şimdi 17 yıllık evli ve gelecek ay ilkokula başlayacak bir de çocuğu olan bir babayım. Hayat acı tatlı pek çok sürpriz de yaptı bu süreçte ama işin muhasebesinde rahatlıkla tatlı yanların bu bilançoda daha ağır bastığını en azından son 10 yıl için söyleyebilirim. Tabii ki bu süreçte memlekette de pek çok acı ve tatlı şeyler oldu, belki memleketin bilançosu benim kişisel bilançom kadar da iyi değildi bu 10 yılda ama, yine de ben de memleket gibi ayakta kalabildim ve tabii blog da.
   Bu 10 yılda öyle ya da böyle buraya gelip benimle yazdıklarımı paylaşan, okuyan yorum yapan yapmayan, beğenen beğenmeyen her ziyaretçiye de tek tek teşekkür ederim, bir şekilde ben burada paylaştıklarımla onların hayatlarından geçmiş oldum, küçücük bir zaman diliminde de olsa, yüz yüze olmasa da etkileşimde bulunmuş olduk, bir teşekkürü hak ediyor bu bloğu okumak zahmetine giren herkes.

   10 yılı devirdik pekiyi de bundan sonra ne olacak? Açıkçası son 6 aydır çok ama çok amatörce de olsa blog adına bir youtube kanalı açtım, ama bu kısa zaman zarfında o kanalın da tıpkı bu blog gibi dallanıp budaklanacağını hissedeyazmış durumdayım. Bu sebeple ismini bile değiştirip Motosiklet ve Deneyimler yaptım, çünkü orada tamamen motosiklete odaklanmak yerine içinden motosikletin de geçtiği bir ortam oluşturma gayreti içindeyim. Fırsat bulduğumda artık o kanala daha fazla zaman ayırıyorum açıkçası, ama bu asla bloğun sona ereceği ya da kapanacağı anlamı taşımıyor, bilakis blogda da oradaki videoların bir kısmını en azından motosikletle ilgili olanlarını ara ara paylaşmaya başladım bile. Zaman ve 10 yılda ancak 150 bin kadar hit alabilmiş olmak bana yazılı olan yerine görsel olanın en azından çoğunluk tarafından daha fazla tercih edildiğini gösterdi, keşke tam tersi olsaydı, benim gibi okumayı, kitapları seven biri için çok daha güzel olurdu bu, ama maalesef memleketimin gerçeği bu. Okuma oranımız düşük, üstelik bence sadece kitap okuma oranı da değil genel anlamda herhangi bir şeyi okuma oranımız da düşük memleket insanı olarak. Oysa insani kalkınmışlığın önemli göstergelerinden biri, ülkelerin okuma, kitap okuma oranlarıdır. Maalesef biz memleket olarak bu düşük okuma oranlarının sonuçlarını da acı şekilde yaşıyoruz. Ama sosyolojik gerçek de bu. Bu amaçla ben de ufak ufak paylaşma azmimi ve heyecanımı youtube'a (çok geç de olsa) taşıdım, şimdilerde blogdan ziyade orada amatörce de olsa at oynatmayı deniyorum.
   Bu blog benim ilk göz ağrım, motosiklet işini hem anlatma hem anlama yerim, o sebeple ara ara da olsa ilk günlerdeki hız ve heyecanla olmasa da anlatmaya devam edeceğim, taa ki bir gün google blogger'ı imha etmeye karar verene dek.

    Az okuyanlar ülkesinde çokça okuyup, uzun uzun da yazan biri olarak, bir deniz yıldızını daha kıyıdan denize atmaya devam etme çabasını sürdüreceğimi, bundan vazgeçmeyeceğimi belirterek sözlerime son vereyim.
   Buraya kadar sıkılmadan okumuşsanız zaten siz de benim gibi okumaktan korkmayan birisiniz demektir, saygıyla eğiliyorum önünüzde.

Herkese selam, saygı ve sevgilerimle. 
Yeni 10. yıllarda görüşmek dileği ve azmiyle..

Nice yollara!

Çağrı Ö.


21 Ağustos 2009 Cuma

Buraya kadarlara bir bakarak...




    Blog'da buraya kadar motosiklet ve motorculuk üzerine şimdiye kadar yaptığım ve yaşadıklarımı anlatmayı denedim. Şüphesiz şu an itibariyle bu yolun daha çok başında sayılırım. Önümde daha yüzbinlerce kilometre yol ve deneyim var. Ama daha önce de belirttiğim gibi motorculuk işinde iyi bir sürücü olmanın da sadece uzun kilometreleri devirmekle olmadığını anlamış durumdayım. Aslolan o kilometrelerin nasıl yapıldığı ve onlardan ne kazanıldığıymış, bugüne kadarki deneyimlerim ve gözlemlerim bana bunu öğretti.
    Bu arada motosiklet işine küçük cc'lerle başlamanın bu işi iyi anlamak ve öğrenmek için büyük yararı olduğunu keşfettim. Hatta 125 - 250 cc bir motosikletin tıpkı sevgili Reşat Arbaş'ın dediği gibi sadece başlangıç için değil her daim işinizi görecek araçlar olduklarına iyiden iyiye inandım. Bu sebeple de uzunca bir süre daha büyük cc motosiklet almayı düşünmüyorum. Zaten şu an kullandığım Yamaha Ybr125 gerek ekonomisi, gerek sağlamlığı, gerekse sorunsuzluğu ile fazlasıyla gönlümü kazandı, bu sebeple de bir süre daha benimle beraber olacağı kesin.
    Burada şimdiye kadar pek çok yazı ve gezi raporu yayınladım, ama bunlar belki de yaptıklarımın ancak yarısı idi, geriye kalanları işi iyice uzatmamak için buraya aktarmadım. Bundan sonrasına Eylül 2009'da devam etmeyi ve artık güncel deneyimlerimi ve düşüncelerimi aktarmayı düşünüyorum.

    Motosiklet benim için hiç bir zaman amaç olmadı, yapmak istediklerime yardımcı olan ve beni eğlendiren, eğiten hatta terapi eden bir araç olarak gördüm hep motosikleti. Öyle olmaya da devam edecek.
    Bu blogda şimdiye kadarki tüm yazılanlar tamamıyle bana ait kişisel tecrübelerdir. Blog'un ana spotunda da yazdığım gibi bunlar tamamen beni bağlayan şeylerdir ve kimseye ders vermek ya da yol göstermek amacıyla yazılmamıştır. Sadece benim bu işe nasıl başladığımı, şimdiye kadar neler yapmaya çalıştığımı elim erdiğince anlatmayı denedim. Tüm bunları okuyup da buradan kendisine olumlu paylar çıkaranlar olursa ne de güzel olur, ama daha önce de belirttiğim gibi motosiklet kullanmak tamamen kişiye özel bir durumdur ve her kişi motosiklet kullanırken kendi sorumluluklarını yüklenir, bunun bilincinde olmak zorundadır. Yola çıkarken hele tek başınıza çıkılan bir yolsa bu, tamamen kendinizle ve deneyimlerinizle başbaşasınız demektir. Şayet bunun sorumluluğunu üzerinize alamayacak durumdaysanız lütfen motosikletten uzak durunuz. Ve imkanlarınız dahilinde mutlaka Motosiklet Sürüş Eğitimi alınız.

Kendi motosiklet deneyiminizin hep olumlu sürmesi dileğiyle.
Nice Yollara!

Çağrı "Cloud" Ö.
21 Ağustos 2009















(Sonraki Yazı: Biraz Mola Verelim)

Not: Bu ve bundan sonraki yazıların sonunda 'devam edecek' ibaresi yer almayacaktır.




9 Ağustos 2009 Pazar

Neden Sürüş Eğitimi Almalıyız?

    

    Her yıl özellikle yaz sezonu başlangıcı ile birlikte pek çok yeni motosiklet kullanıcısı yollara çıkıyor ama aynı dönemlerde trafik kazaları ve maalesef ölümlerde de artış gözleniyor. Baştan beri bu işin eğitimle yapılması gerektiğini savunmuşumdur. Bu sebeple üyesi olduğum sitelerde de yayınlanmış yazılarımdan bazılarını buraya aktarıyorum. Aşağıda onlardan birini bulacaksınız.

Neden Sürüş Eğitimi Almalıyız?

    Evet bu konuda bir şeyler yazmak istedim, zira Ruby* ve Ben farklı ve büyük hacimli motorlara geçtik. O başlıklar altında özellikle Ruby'nin 650cc motora geçmesi ilgi odağı olunca sürüş eğitimi ve teknikleri de tartışılır oldu. Bu amaçla burada neden her sürücünün en azından genel geçer teknikleri öğrenmesi ve bu amaçla parayla olmasa bile web ortamında ve kitaplardan bu teknikleri bilmesi gereği üzerine konuşalım istedim.
    Öncelikle hep yaptığım gibi bu konuda sitemizde de mevcut olan DonaldDuck rumuzlu sevgili Reşat Arbaş Ustamızın dahası ağabeyimizin Motosiklet Teorilerini okumayanlara ısrarla bir kez daha tavsiye ediyorum. Özellikle de motosikletini yeni almış ve ilk kez motosiklet kullanan arkadaşlara. Gerçi benim gözlemlediğim kadarıyla ülkemizde eski motorcuların da önemli bir kısmı maalesef yanlış tekniklerle daha doğrusu sürüş tekniklerini bilmeden motor kullanıyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki, "ne var canım, bisiklet gibi işte, dengeyi sağladın mı kullanırsın, iki bilemedin üç günde de trafiğe çıkarsın o kadar da zor değil". Evet gerçekten ben dahil pek çoğumuz motorunu alıp en fazla iki üç günde trafiğe çıktık. Sokaktan hiç motosiklet kullanmamış birini çevirip yarım saat gösterseniz eminim o da trafiğe çıkar. İşte neden sürüş eğitimi almalıyız sorusu da tam bu noktada ortaya çıkıyor aslında. Kullanıyoruz ama doğru kullanıyor muyuz? Sürüş eğitiminden kastım ille de yüklü meblağlar verip bir eğitim kurumundan eğitim almak değil. Şüphesiz bunu yapacak maddi imkanınız varsa en doğru yol bu. Ama ben o kadar para veremem zaten 2500 liralık motoru zor aldım diyorsanız, o halde çok kolay şekilde eğitim alacağınız mecralar var. Bunların en önemlisi internet ortamındaki motosiklet siteleri, diğeri ise kitaplar ve eğitim almış sürücüler.


Neden sürüş eğitimi almalıyız, daha doğrusu, doğru sürüş tekniklerini neden öğrenmeliyiz?


Bu teknikleri öğrenmeliyiz çünkü bizden öncekiler tarafından yıllarca denenmiş ve doğruluğu kanıtlanarak kaide haline gelmişlerdir. Yani bu işte alışkanlıklarımız doğrultusunda yaptıklarımızın doğruluğu diye bir şey yok. Hep söylerim doğru bir tanedir, bizler sadece ona farklı yollardan ulaşmaya çalıştığımız için sanki bizim doğrumuz en doğru gibi gelir. Oysa kural ve kaide haline gelmiş şeyler aslında tecrübeler doğrultusunda ortaya çıkmış doğrulardır. Şüphesiz her motosiklet türünün farklı karakteristik özellikleri vardır, ama genel kuralların pek çoğu tüm türler için geçerlidir. Zaten mevcut teknikler ortalama bir motosiklet düşünülerek ortaya çıkmıştır. Nedir bu ortalama motosiklet? Hangi türdür? Çoğumuzun bildiği gibi bu tür(ler) commuter, enduro, turing ve naked tarzı, yani sürücünün ayaklarının oturduğu yerin altında olduğu ve biraz daha rahat ve dik durabildiği pozisyonda sürüş yaptığı motosiklet türleridir. Bu durumda doğru teknik uygulayacağız diye hepimiz commuterbike ya da naked mı alalım? Tabii ki hayır. Ama ortalama bir motosiklet deyince de bunları anlamamızda fayda var kanımca. İşte bu yüzden motosiklete yeni başlayanlara da genellikle bu türlerden birine giren ya da benzeri bir motosiklet tavsiye edilir. Bu motosikletler için ortaya çıkarılmış bu teknikler aslında aşağı yukarı pek çok türde uygulanabilmektedir. Çok ayrıksı, rake açısı aşırı büyük yani ön tekeri aşırı ilerde ve gidonu çok yüksek chopperlar gibi motosikletler de bazı şeyler fark etse bile, bir çok teknik (mesela kontra tekniği, frenaj gibi...) o motorlarda bile aynı şekilde uygulanabilir.


 Bizler günlük hayatımızda motosiklet kullanırken aslında çoğunlukla farkında bile olmadan genel sürüş tekniklerini uygulamaktayızdır. Ama çoğunlukla bir eğitimimiz yoksa (tekrar ediyorum, okumamışsak ya da birilerinden öğrenmemişsek) ya bunları yanlış uyguluyoruzdur ya da uygulamıyoruzdur. Bu yüzden kimilerinin elleri kolları ağrır, kiminin kasılmaktan her yanı tutulur, kimi yanlış frenajdan, yanlış viraj almaktan, viraj çizgisini tutturamamaktan ya da benzeri şeylerden yakınır, hatta bunlar neticesinde ölüme varacak kazalar yaparlar. Hep okuruz, işitiriz, motosiklet kazalarının çoğu motosiklet sürücüsünün kendi hatasından olur diye. Bu bile aslında neden sürüş eğitimi almalı, doğru teknikleri birilerinden öğrenmeliyizin cevaplarından biridir. Daha konforlu, daha güven içinde, daha az yorularak, daha fazla keyif alarak motosiklet kullanmamız mümkündür. İşte bunun için sürüş eğitimi almalıyız. Bunun için doğru teknikleri bir yerlerden ya da birilerinden öğrenmeliyiz. Düşünsenize motosiklette ayaklarımızı doğru şekilde peg'e nasıl koyacağımızın bile tekniği var. Ne kadar ayrıntı gibi duruyor değil mi? Oysa yanlış ayak koyuştan dolayı ayağımızın bir virajda bilekten kırılma ihtimali hiç de iç açıcı gelmiyor sanırım. Şüphesiz bu konuda çok daha fazla şey yazılabilir. Ben sadece aklım erdiğince konuyu açmak ve aslında büyük maddi yatırımlar yapmadan da ya da çok cüzi paralara da kendimizi eğitebileceğimizi anlatmak istedim (gidip bir kitap edinmek gibi). Konu önemli, ama çoğumuz yeterince önem vermiyoruz galiba. Ben bildiğimi uyguluyorum, hiç de sorun yaşamadım deyip geçiyoruz. Ama eğer doğru teknikler değilse o bilinenler, bir gün mutlaka sorun yaşayacağız demektir. Kaldı ki zaten en doğru teknikleri kullansak bile bizim dışımızdaki etkenlerden dolayı yeterince risk altındayız. En azından kendi hatamızı en aza indirmek adına sürüş bilgisi edinmeliyiz.

    Unutmayalım, kaza yapmamış motorcu vardır ama o her an kaza yapmaya aday bir motorcudur.

Çağrı "Cloud" Ö. (04.11.2007)


*Ruby cbf150 grubundan bir arkadaş.



      Motosiklet Eğitimi üzerine güncel fikirlerimizi de içeren bir video paylaşmıştık, buyrun:




Bu yazıdaki fotoğraflar yazı sahibine aittir. 


Devam edecek... 

 Sonraki Yazı: Ve Karakarga
Önceki Yazı: İkinci Motora Erken Veda

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Motosikletli Sabahlara Uyanmak!




    Motosiklet Macerama devam ederken arada yine eskilerden bir yazı aktaralım... 2007 yılından bir başka heyecanlı yazım.


Motosikletli Sabahlara Uyanmak!

     Bu sabah içimde tarif edemediğim bir heyecanla uyandım yine. Tarif edemiyorum çünkü bunun tarifi yapılamaz diye düşünüyorum. Ya da ben yapamıyorum belki de. Bu tarifsiz duygunun adı “motosiklet tutkusu” ve sadece motosiklet kullananlar bilir bu duyguyu. Hatta ve hatta motosiklet kullanmak da yetmez bu duyguyu anlamaya, motosikletle arasında ciddi bir bağ oluşmuş olanlar anlar ancak. Motosiklet kullanmaya başladıktan sonra hayatımın bunca önemli bir parçasını teşkil edeceğini düşünmemiştim doğrusu. Bilemiyorum belki de hayatımın en çetrefilli döneminde, en çok tutunacak dal aradığım döneminde çıkageldi motosiklet. Ne kadar da iyi etti hayatıma girmekle, ne kadar da iyi ettim onu tam da böyle bir dönemde hayatıma sokmakla. Bu sabahlara böyle uyanıyor olmak ne kadar da güzel oluyormuş. İnsanı insan yapan şeylerden biri de sanırım tutku. Hayatınızda tutkuyu kaybettiğiniz zaman o hayat çekilmez olmaya başlıyor. Zaten hayatın çekilmez ve tutkusuz olması için de milyonlarca neden var ne acı ki günümüz dünyasında. Bana da tam öyle olmaya başlamıştı işte. Yavaş yavaş hayata dair umutlarımı yitirmeye başlamıştım. Elle tutulur, gözle görülür bir çok şeyden vazgeçmeye, zevk almamaya başlamıştım. İnsanın insana yaptıklarını, dahası insanın kendisine yaptıklarını gördükçe, kutu gibi evlerde, sokaklarda, iş yerlerinde ve hatta park ve bahçelerde nasıl da robotik bir yaşam sürdüğümüzü fark ettikçe daha çok battığımı hissetmeye başlamıştım. Tüm bu olan bitenin üstüne bir de içime işleyen dev bir darbe yemiştim. Olan bitene anlam vermeye çaba göstermekten vazgeçmiş, tutunacak bir dal, tek bir dal ararken, taa çocukluk günlerimden bir şeyler koptu geldi ve bana telkinde bulundu sanki. Her şeye rağmen içimdeki ölmeyen çocuk, elimdeki üç beş kuruşla son bir oyuncak almamı söylüyordu bana. Oyuncaksız bıraktığımız için yaşamlarımızı bunca tükeniyorduk belki de. Hani çocukluk günlerimizin o elimizden bırakmadığımız tutkuyla sevdiğimiz oyuncakları? Neyse ki onlardan bir kaçı hala evimin baş köşesinde duruyordu. Ama içimdeki o çocuk yeni ve farklı aslında içimde ona yönelik duyguları hep beslediğim oyuncağı, o makineyi, motosikleti almamı söylüyordu ısrarla. En ummadığım zamanda, neredeyse tüm hayatımda hep yaptığım gibi bir anda gittim ve buluştum onunla. Bir motosiklet aldım. Aman ben ne yaptım! demeye kalmadı ki binli kilometreleri devirmiştim bile.
     Hiç ısınamadığım otomobil kabininden sonra, bisikleti andıran bu motorlu iki tekerli taşıt bana inanılmaz şeyler yaşatmaya başladı. Üzerine “Motorcu Olmak”la ilgili yazılar döşenmeye başladım. Ben onu sevdikçe o da bana tatmadığım duygular yaşatmaya başladı. Kaçış planlarıma ortak oldu, meğerse benden çok daha teşneymiş kaçıp gitmeye. Onun ruhunda varmış meğerse kaçmak. Bu beni daha da çok bağladı ona. Gittiğim yerlerde fazla durmamamı söylüyordu sanki, daha gidilecek çok yolun var yetişmek için menzile dercesine. Her seferinde yine kürkçü dükkanına, evime döndürmesini de bildi beni. Bütün yolculukların aslında en güzel anının eve, sevdiklerimize dönmek olduğunu hatırlattı kaç sefer. Her defasında eve dönmenin asıl tadını ise şimdilerde daha iyi anlıyorum. Neymiş biliyor musunuz dostlar? Motosikletli sabahlara uyanmakmış. Her sabah uyandığınızda kapınızın önünde daha gidilecek çok yolunuzun olduğunu hatırlatması imiş motosikletinizin size. Umut, Nietzsche’ye rağmen güzel bir şeydir dedirten şeymiş motosiklet ve Nietzshe’yi de yanınıza alarak yollara düşmekmiş. Belki de büyük filozof bugün yaşasaydı altında kükreyen bir cruiserla Zerdüşt’ün buyruklarını hepimize anlatmak için yollarda olacaktı kim bilir.
     Motosikletli sabahlara uyanmak, aslında ilk fırsatta kaçabileceğinizi hatırlamakmış. Kafanızdaki kaçış planını hep ama hep hazırda tutmakmış.
     Motosikletli sabahlara uyanmayı çok seviyorum.

Çağrı “Cloud” Ö.
Ağustos 2007, Kadıköy.

























Devam edecek...

Sonraki Yazı: Yeni Bir heyecan, İkinci Motosiklet
Önceki Yazı: İlk Gözağrıma Veda

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Motosiklet Üstüne İlk Yazılar



    İlk motosikletimin heyecanıyla yazdığım, ilk motosiklet yazısı diyebileceğim ve bazı motosiklet sitelerinde yayınlanmış olan bir yazım.


 BÖYLE İMİŞ MOTORCU OLMAK…

    Bugün motosikletimi alalı tam bir ay oldu. Yıllarca hayalini kurduğum, kimi zaman vazgeçtiğim, kimi zaman uğruna yanıp tutuştuğum bir sevdanın hayata geçişinin birinci ayı doldu. Motosikletimle Moda’ya doğru yol aldım bugün Kadıköy’den. Caddeler geçtim, sokaklar sonra. Moda Parkından, Deniz Kulübünün sırtındaki banklara yöneldim. Motorumu kenara çektim, yan sehpaya alıp motoru stop ettim. Kasım’ın birazcık sisli ama sıcak bir öğleden sonrasıydı. Banklardan birine oturdum, kaskımı, maskemi ve eldivenlerimi çıkartıp banka koydum. Elimde ilk motosikletimin kontak anahtarı, yüzümde bir aydır motosiklete biniyor oluşumun verdiği heyecanla yorgun sırtımı yasladım banka. Karşımda Marmara Denizi, arkamda motosikletim. Denize baktım biraz sevinç biraz da hüzünle karışık. Sonra arkamda yol kenarında nazlı bir kısrak gibi duran motosikletime baktım. Tekrar denize, sonra tekrar dönüp motosikletime baktım. İşte bu baktığım, orada yol kenarında pırıl pırıl koyu kırmızısıyla duran benim motorumdu. Benim bir motosikletim vardı artık. İçimi garip bir heyecan kapladı, birkaç kez daha dönüp baktım motoruma. O anda arkamdaki yolda duran motosiklete bakmak karşımda duran Deniz manzarasına bakmaktan bile şahane geldi bana.Demek motorcu olmak böyle bir şeydi, motosiklet tutkusu böyle oluyordu demek. Gaz açtıkça, yol aldıkça daha çok bağlanıyordu insan demek motosiklete. Her mola yerinde oturduğu sandalyenin motosikletine dönük olmasını istiyordu demek ki motorcu. Arkasında kalırsa motosikleti, önündeki manzarayı bırakıp arkasındaki motosikletini seyre dalıyordu demek motorcu. Bir süre daha oturdum o bankta. Kendi kendime “Vay be!” dedim "Artık benim de bir motosikletim var". Bir süre önce sadece bir hayal gibi gelen şey gerçekti artık. Hala garip geliyor, elimdeki anahtara bakıyorum, bazen üzerinde benim adım yazan cebimdeki ruhsata.İlk birkaç gün pek bir şey hissedemeyişim geliyor aklıma, sonraki bir hafta, on günkü şaşkınlığım. Sanırım şimdilerde farkına varıyorum bir motosiklet sürücüsü olmanın. Şimdilerde zevkine varmaya başlıyorum motosiklet tutkusunun. Bugün yolda yanıma yanaşıp “Abi motor yeni mi, hayırlı olsun güzel motormuş, ben de bundan almak istiyorum” diyen scooterlı sucu çocuğun yüzündeki ifadeyi, benzin istasyonunda imrenerek “Hayırlı olsun abi” diyen pompacı gencin gülümsemesindeki sıcaklığı şimdi idrak ediyorum, şimdi anlıyorum ki ben bir motosiklet sürücüsü olmaya başlıyorum. Şimdi anlıyorum ki motorcu olmak böyle bir şeymiş. Tanrıya bana bunu yaşattığı için şükrediyorum. Bunu düşleyen ve bunu isteyen herkese bu duyguyu tatmak nasip olsun diyorum. Evimin yolunu tutarken, aklıma bir sürü şey geliyor. Bazı şeyler boğazımda düğümleniyor, kendime verdiğim sözüm geliyor aklıma, “ilk motosikletimle ilk uzun yolum babama olacak, babamın kabrine” demiştim kendi kendime motorsuz günlerde. Şimdi biraz daha tecrübe yapmalı diyorum bu kez de, babam beklemektedir ziyaretimi. Hüzünlü bir tebessümle ağır ağır geçiyorum Kadıköy sokaklarından. Babama kavuşmama biraz daha var, ama anamın sıcak çorbası beklemektedir şimdi beni. Gitmeli.

(Kasım 2006)


    Ve bir başkası da aşağıda, yavaş yavaş motosikleti benimsemeye başladığım yazının aldığı halden de anlaşılıyor sanırım.





MOTOSİKLET DEFTERLERİ 1

    Evden çıktım, nereye gitmeliydim… Hayat bunca üzerime üzerime gelirken beni avutacak tek şey yoldu galiba. Konuya çok hızlı girişim de tüm anafikir mantıklarını eritmişti daha yazının başında zaten. Dedim ki kendime, yol istiyor senin bünye. Yoldu istediğim, yolun ve yolculuğun kendisiydi asıl mesele, varılacak yer değil. Tüm bakış açılarını, tüm felsefe ve ideolojileri bir yana koyup yola koyuldum, motosikletimin heybesinde umutlarımdan ve gelecek kaygılarımdan başka hiçbir şey yoktu doğrusu. Nereye kadar gidebilirsem oraya gidecektim, aslında hiç olmayan, hiç varılamayan yerdi orası. Yani hiç bitmeyecek bir yoldu düşlediğim. Atladım demir atımın üzerine, çıktım güneşin kavurup, erittiği, yamru yumru ettiği asfalt kalıntısı yola. Sıcaklık motosikletimin lastiklerini de umutlarım gibi eritir miydi acaba? Bilmiyordum, her zamanki gibi. Amaç yolculuğun içinde haşrolmaktı, hani çayda demlenmek, çayın kendisi olmak misali. Anlaşılmaz olmaya başladığında cümleler, aslında yol avutacaktı tüm okurları. Herkesin bir yol isteği vardı ya kafasında, yola çıkanlar şanslıydı aslında. Patır patır motor sesi arasında ufka baktığımda görebildiğim sadece geçmişimdi. İleriye doğru, bilinmeyen bir geleceğe doğru yol katetmeme rağmen aslında geçmişime doğru ilerlemekteydim. “Başka bir şehir bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir” diyen şaire hak vererek kendi içime doğru gaz açtım. Yolda benim gibi birkaç motorcu daha vardı, kimileri beni hiç umursamadı, kimileri selam verdi. Selamları aldım, kabul ettim ve yine yapayalnız yoluma devam ettim. Demir at kişniyor, yol almaktan benden de büyük haz alıyordu belli ki. Sürdüm, sürdüm, Fonda ve Hopper’ı yakalamak istercesine sürdüm fondaki motorumun patırtılarıyla…. Günün birinde bitecek olsa da yolculuk, ben yolun hiç bitmemesini benden sonra da birilerinin yola devam etmesini diledim. Yolda gördüklerim bu konuda beni umutlandırmaktan ziyade korkutsa da, belki bulunurdu kurtaracak bahtı kara mağderini bu yolun. İyi ki düşmüştüm bu motosiklet sevdasına, iyi ki icat edilmişti demir atlar, tüm teknolojik ucubelerin arasından bunca özgürlük ve kaçış vadeden belki de tek teknolojik alet olarak sıyrılan şeydi motosiklet. Her bir sevdalıya selam ederek devam etmeliydim yola, yalnız olmadığımı biliyordum. Kaçmak isteyenlerin en başında yer alsam da, tek kaçak ben değildim. Bir sürü Hells Angel vardı çete kuracak. Ve dünyanın farklı farklı pek çok köşesinde, farklı bir demir atın üstüne binmiş, farklı bir yalnız kovboy vardı. Bunu bilmek bile biraz olsun iç huzuru veriyordu insana. Bastım gaza, motosikletim şahlandı, devam ettim yol almaya, umuda…

Çağrı “Cloud” Ö.

2006 - İstanbul


Devam Edecek...


Sonraki Yazı: Bu İş Eğitim De İster
Önceki yazı: İlk Motosiklet, İlk Deneyimler

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!