Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.
Kasım başı itibariyle Honda'nın da yeniden zam yaptığını görünce, ben 250 cc aşkından vazgeçtim. Bir süre daha Geronimo ile yola devam kararı aldım. 250 cc motosiklet alma kararımı 2019 seçimleri sonrasına kadar (o esnada piyango filan çıkmazsa) erteleme kararı aldım. Doların 3.80 lere dayandığı, benzinin 5.40 lara vurduğu güzel yurdumda 250cc bir motosikletin de 22 bin tl ederinin olması şaşırtıcı değil ama vahim tabii. 3 ya da 4 yıl ödemeyle 250 cc bir motosiklet şu an itibariyle bana çılgınca geldi. Kalbim Honda crf250 Rally'e kaysa da aklım, dur dedi.
Geronimo hala istediğini iyi kötü sana veriyor, idare et dedim kendime. Zaten hayatımız idare ederek geçiyor bünye alışkın. Bu sebeple ben şimdilik vazgeçtim bu sevdadan. Yol arkadaşım Apaçi reisi Geronimo ile sürmeye devam edeceğiz bir süre daha. Kendisi şu an 15 bin km'yi devirdi ve hala her şey yolunda gidiyor.
Zor bir memlekette yaşıyoruz, zor şartlarda yaşıyoruz, en azından çoğunluğu oluşturan biz orta ve alt sınıflar için bu böyle. Hal böyle olunca da hayallerimize kavuşmak öyle ha deyince olamıyor ne yazık ki hatta benim gibi iyi kötü araba motosiklet (yıllarca borçla da olsa) alabilenler bir nebze şanslıyız, bunları hayatı boyunca alamayacak olan insanlar var, milyonlarla üstelik. Bu yüzden ayağımızı yorganımıza göre uzatmadığımızda, hayal etmeyi geçtim boyna hayal kırıklıklarına gark oluyoruz. Ondan sebep yeni motosiklet başka bahara artık, bir yerde havayı koklamak da acele bir işe girmekten evladır diyorum, hem kim bilir biz alana kadar daha da güzel modeller gelebilir, ne biliyim belki şehre bir film gelir, dolar 3 tl nin altına düşer, vergiler iner, gülümseee....
Hadi olayı biraz daha duygusallaştıralım, ağlamak yok ama. :)
Takip edenlerin bildiği gibi nihayet 4.motosikletimi aldım. Önceki yazıda bu alım sürecini anlatmayı denemiştim, şimdi de birazcık motosikletin kendisinden dem vurayım dedim. Onu daha almadan ismini koymuştum, Geronimo. Neden Geronimo? Bilenler bilir Geronimo, son Apaçi savaşçısı, savaş şamanı Goyathlay'ın kök söktürdüğü Meksikalılar ve Amerikalılarca bilinen adıdır. Bu adı ona daha Amerikalı beyazlardan önce savaşmaya başladığı Meksikalılar vermiştir. Geronimo'nun ailesince verilmiş ve daha az bilinen adı olan Goyathlay'ın anlamı ise "Esneyen" dir. Yani her duruma ayak uydurabilen, her tehlikeden sıyrılan da diyebiliriz. Geronimo'nun neredeyse savaşmak ve direnişle geçen hayatı da neredeyse bir sıyrılmalar, içinde bulunduğu her durumdan kaçıp kurtulup savaşa devam etmelerle dolu geçmiştir. (Esasında iyi bir motorcunun tanımına da uyar bu "esneyen" kavramı, her duruma ayak uydurabilen, esnek davranmayı becerebilen motorcu daha az sorunla karşılaşacaktır şüphesiz.)
Son Apaçi savaşçısı Geronimo
Şimdi bütün bunları okuyunca yani bu kadar acaip bir motosikletin mi var diyecek olursanız, yok daha çok yeni deneyimlemeye başladığım motosikletimi övmek, çok sağlam, her şarta gelir demek gibi bir abartı içine girecek değilim. Motosikletime Geronimo adını vermemin sebebi, bilhassa bu motosiklete karar verme aşamasında araştırmalarıma, test sürüşlerime işe gidiş gelişlerime devamdayken, Geronimo'nun hayat hikayesini romanlaştırıp anlatmış olan Forest Carter'ın Dağlardan Sorun Beni kitabını okuyor oluşumdur. Ben neredeyse bu kitabı metroda, otobüste okuyup bitirene kadar geçen süreç içinde bu motosikleti almaya karar verdim ve aldım diyebilirim. Evet açık söyleyeyim bu öyle çok da kısa bir süreç sayılmazdı, ama kitabı da çok kısa sürede bitirdiğim söylenemez, çünkü sadece işe gittiğim zamanlarda, metro ve vapurda okuyordum. Hatta kitabın son sayfasını okuduğum gün bayiye motosikletin ne zaman geleceğini sormaya gitmiştim. Ve o gün öğleden sonra geldi motor bayiye. Yani gerçek Geronimo'nun hikayesini bitirdiğim yerden onun adını verdiğim motosikletim Geronimo'nun hikayesine başladım.
Geronimo'nun hikayesi o kadar çarpıcı ve güzeldi ki bazen kendimi kaptırıp motosiklet, hayat, şu, bu tamamen unutup, o hikayenin içine dalıyordum, metroda olduğumu, vapurda işe gittiğimi unuttuğum oluyordu. Hani adettendir kimilerimiz motosikletine isim takar ve ona bir canlı varlık muamelesi yapar, ben de ikinci kez aldığım bir motosiklete isim veriyorum. Daha önceki 3 motosikletten sadece Yamaha ybr125'e isim vermiştim, bilenler bilir aziz dostum Karakarga'yı. Şimdi yeni yol arkadaşım Bajaj Pulsar NS150'ye de Geronimo dedim, bundan böyle yazılarımda onu bu adla anacağım.
Bu da benim Geronimo, Pulsar NS 150 (ilk günü)
Geronimo bayide bir hafta geçirip, benim plaka ruhsat işlemini halletmemi bekledi ve nihayet geçtiğimiz hafta sırtına bindim. Birlikte sahil yolundan eve kadar sakin sakin denizin kokusunu, esen rüzgarı güneşin sıcağını asfalttan yansıyan yakıt ve balata kokularını tada tada geldik. Motosikletin bu yönünü çok özlemişim gerçekten, bu kokular bile burnumda tütüyordu. Ciddi ciddi heyecan yaptım, heves yaptım sürerken, müthiş zevk aldım bu ilk sürüşten. İyi ki almışım dedim. Özlemişim motosiklet sürmeyi.
Geronimo ile henüz çok kısa bir süredir birlikteyiz bu sebeple çok derin analizlere girişemem, ama bu kısa sürede bana verdiği intiba sürüşünün çok zevkli olduğudur. Hoş bendeniz bunca yıl aradan sonra moped bile alsam sürüşünden zevk alırdım o da ayrı konu :) . Bundan sonrası için elimden geldiğince, becerebilirsem foto ve videolarla motorun özellikleri, sürüş kalitesi v.b. gibi deneyimlerimi yazmaya çalışacağım. Bajaj Pulsar NS150'yi merak eden, almayı düşünen ve yolu bir şekilde benim bloğuma düşenlere de belki küçük bir katkı olur yazdıklarım. Tabii önce rodaj dönemi var bunu tamamlayıp gerçekçi verilerle konuşmak gerek.
Onunla ilgili henüz üç günlük 165km'lik bir sürüş deneyimim var, bu deneyimden sürüş hakkında değilde küçük tefek teknik özellikler hakkında bir kaç şey paylaşmak isterim.
Motosikletin güzel yerlerinden biri gösterge paneli. Benim gibi yolda giderken saate bakmak isteyenler için gösterge panelinin dijital kısmında saat olması çok iyi bir özellik bence. Ayrıca iki farklı sürüşü kaydedebilmek için trip 1 ve trip 2 diye kısım var. Yan ayak açıksa göstergede side stand uyarısı çıkıyor. Motosikletin hızı yine dijital kısımda yer alıyor. Devir sayacı ise analog olarak panelin ortasında, o analog göstergenin içinde dijital olarak yakıt göstergesi mevcut. Panelin sol kısmında ise, boş vites, akü, yağ ve sinyal göstergeleri var. Ayrıca uzun far uyarısı da yine sol tarafta. Bu arada gece görüş açısından önemli bir özellik motorun elciklerindeki tüm butonlar için işaretler mavi ışıkla görünüyor. Sol elcikte flaşör, korna, sinyaller ve uzun-kısa far. Sağ elcikte ise marş butonu ve kill switch (yani acil stop düğmesi) bulunuyor, ki bazı küçük cc lerde bu da yok, bence olması gereken bir butondur.
Unutmadan ekleyeyim fotoda da görünüyor zaten, sağ üstte RPM LIMIT yazan bir lamba var, motosiklet redline'a girdiği 9,500dev.dk. ya geldiğinde bu lamba yanıyor ve size redline'a girdiğinizi hatırlatıyor. Benim motorum rodajda olduğu için onu hiç yaktırmadım ama test ettiğim motorda yaktırdığımda titreşimin bariz arttığını gözlemlemiştim. Sürekli redline sürmeyeceğimize göre oradaki titreşimin bize çokça etkisi yok ama böyle bir hatırlatıcının olması iyi bir şey.
Motosikletin jiklesi sele altında sol tarafta ve güzel iş gören bir jikle diyebilirim. Yani öyle jikle açıkken gaz da verilecek gibi bir mantık(sızlık) yok. Sele iki bölmeli ve artçının oturacağı kısım kontak anahtarı ile açılıyor altında acil durumlar için küçük bir alet çantası sabitlenmiş durumda.
Göstergede side stand uyarısı var demiştim, bunun sebebi, pek çok büyük cc de olan bir özelliğin Pulsar'da da bulunması. Şayet motosiklet viteste ve yan ayakta ise, marşa bastığınızda motosiklet çalışmıyor, vitesi boşa almalısınız. Aynı şekilde çalışırken yan ayağı açarsanız da motor stop ediyor, bilhassa acemiler için güzel bir özellik. Yani bu motoru boşa almadan çalıştıramazsınız, çalışır durumda iken boşa almadan yan ayak açarsanız da stop eder.
Bu arada motosikletin bana göre en olumsuz yanı daha önce test yazısında da yazdığım gibi aynalar. Orjinal aynaların görüş açısı da kendileri de küçük. Bu sebeple sanal alemde daha önce pazara girmiş olan abisi NS200'ü alıp kullananlarca TVS Apache RTR aynaları öneriliyor. Nitekim ben de test sürüşünde bu aynalarla uzun süre devam edilemeyeceğini fark edip daha Geronimoyu almadan aynalarını sipariş etmiştim ve ikinci sürüşümde aynaları TVS aynaları ile değiştim, hem tam oturdu hem de çok daha kaliteli bir görüş elde ettim.
Benim şimdilik aklıma gelenler bunlar, dediğim gibi bilhassa rodaj sonrası daha detaylı anlatmak için bir test yazısı yazacağım. Belki bir video da eklerim o yazıya.
Sadece şunu söylemeden geçmeyeyim, bu motosiklet bazı ülkelere Kawasaki Rouser NS150 diye satılmakta, nitekim Bajaj'ın Kawasaki Ninja modellerini ürettiğini ve KTM'nin de %39 ortağı olup, Duke125 - 250 VE 390'ları da ürettiğini biliyoruz, ki Pulsarların bazı özellikleri Duke'lara benziyor denilebilir. Yani Bajaj Duke'lardan edindiği deneyimle Pulsarları geliştirmiş de denilebilir bir anlamda. Şayet Türkiye Bajaj Distribütörü Kuralkan Motorlu Araçlar bu işi düzgün yaparsa, Bajaj Türkiye'de de sevilen bir marka olacak gibi görünüyor. Ki şahsi gözlemim şimdiden ticari kullanıcılar başta olmak üzere İstanbul'da pek çok Bajaj motosikleti (Bilhassa PulsarNS 200 başta olmak üzere) görmek mümkün. Sanırım insanlar küçük cc'de uygun fiyatlı, düzgün görünümlü ve kaliteli modellere hasret kaldığı için bu tip görünüm ve kalitesi hiç de fena olmayan bir ürün görünce ilgi göstermeye başlıyorlar. Benim kişisel seçimimde de bunların önemli etkisi oldu doğrusu.
Haydi bakalım Geronimo yollar bizi bekliyor...
NOT: Meraklısına son Apaçi savaşçısı, hatta beyazlarla savaşan son Kızılderili olan Geronimo'nun hayat hikayesi şurada:
Meraklısına şurada Bajaj Hindistan Satış ve Pazarlama Müdürü ile ve aynı videoda Bajaj Türkiye satış ve pazarlama müdürü Ekrem Ata ile yapılmış bir röportaj bulunuyor,
videonun 17.dakikasından itibaren röportajlarıı izlemek mümkün. Bajaj'ın KTM125 - 250 ve 390'ları da Hindistan'da ürettiğini bu röportajdan öğrenmek mümkün.
Geronimo'nun aldıktan 7,5 ay sonraki hali aşağıda, şu an tam 6800 km'de kendisi ve üzerinde gidon yükseltme aparatı, ön turing cam, arka çanta demiri ve topcase ile küçük bir enduro - turinge dönüştü kendisi: