Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


commuter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
commuter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2019 Pazartesi

Başlangıç Motosikleti ve Motosiklete Başlamak (Videolu yazı)

   Merhaba.
   Midnight'ı sattık ama bir kaç zamandır biriken videoları da MotoHayat'da paylaşmaya devam edeceğiz illa ki. Sonrası da Robo ile devam olacak.
   Geçmiş haftalarda motosiklete başlangıç mevzusu üzerine ben de bir kaç kelam eylemiştim, ama bir türlü yayınlamaya fırsat bulamadım, şimdi bugün itibariyle Dominar üzerindeki son videolardan birini yayına koydum.
   Başlangıç motosikleti ve motosiklete başlamak mevzusunda benim düşüncelerim. Buyrun efenim :


Bu arada motosiklet işine yeni başlayacak ya da başlamışlara da zamanında naçiz blogumuzda yazı kaleme almıştık, meraklısına link şuradaydı:

Not: Yakında Dominarla son, Robo ile ilk sürüşün bir arada olduğu bir videonun da müjdesini vereyim buradan meraklısına. Artık kim merak edecekse😊

25 Nisan 2012 Çarşamba

İstanbul'un en şanslı insanları

    Hafta sonu. Eşimin ısrarı. Emirgan Korusuna gidilecek. Vakit öğleden sonra. Hava mis. Nasıl gidilecek? Maalesef otomobille. Yaşadığımız şehirse İstanbul. Buyrun size gitmemek için yeterince sebep.
    Çıktık yola bizden önce yola çıkan dostlardan da aldık tüyoyu "Birinci köprü tıkalı ikiden gelin". Tamam öyle yapalım. İkinci Boğaz köprüsü geçildi. İstinye Yokuşundan Emirgan Korusuna inilecek. Sıkıysa in bakalım İstanbul'un haftasonu trafiğinde. 2,5 (yazıyla iki buçuk) saat, metre metre akan trafikle Emirgan'a varmayı denedik. Bu sırada biz otomobillerimizde binlerce insanla beraber pişer ve kıçımız başımız uyuşurken, eskiden benim de sırtına kimi zaman yakınarak bindiğim (tövbe haşa bi daha motor alırsam öpüp koklayacam trafikte) motosikletler geçi geçiveriyorlar yanımızdan yakınımızdan. Onlara trafik yok zira, nasılsa - özellikle de küçük cc ise - bir geçiş yolu bulunuyor motosiklete. "Ne şanslılar, ne şanslıymışım bundan yaklaşık iki yıl öncesine kadar " deyip duruyorum içimden. Biz otomobillerin içinde keyfimiz için mesire yerine, koruya gideceğiz diye bunca eziyeti çekenlerse ne kadar mantıksız ve de çoğu kez akılsızız. Hala anlayamadığımız için İstanbul trafiğinin bireysel olarak tek çözümünün özellikle küçük cc motosiklet olduğunu, gerçekten çok mantıksızız. Hep söylerim şu İstanbul trafiğinde otomobil kullananların yarısını geçtim, üçte biri bile motosiklet kullanmaya başlasa trafik sorunu çözülür, en azından motora binmeye başlayanlar adına çözülür. 125cc motosikletimi sattğımdan beridir gözümde tütüyor motosiklet ve ne yazık ki bir süre daha beklemek zorundayım almak için. Ama motosikletten ayrı geçirdiğim bu iki yıllık süre bana gösterdi ki İstanbul'da yaşamaya devam edilecekse mutlaka yeni bir küçük cc motosiklet alınacak başka yolu yok. Hafta sonu gezmeleri de dahil her tür işe eskisinden de sık kullanılacak üstelik.

    Velhasılı kelam biz Emirgan Korusuna varmaya çalışsak da Koruya girilen yol öyle bir tıkalı ki bizi uyaran bir minibüs şöförünün sayesinde vaz geçiyoruz koru sevdamızdan. Eşim de razı oluyor geri dönmeye zira "Bunca saat arabadan dışarıya adım bile atamadık izin günümüz heba oldu" deyip duruyor. Ve geri dönüş yolu biraz daha kısa sürse de bir kısmı yine trafikte 1 saatte dönüyoruz evimize. Toplamda 3,5 saat otomobilden inmeden geçirmişiz. Ne gezme hevesi kalmış ne başka bir şey içimizde.

   Yol boyunca özellikle dönüş yolunda yanımızdan geçen ybr125'ler, cbf150'ler, tvs apaçi'ler, minik minik skutırları gördükçe bu kez içimden değil dışımdan habire "Bak İstanbul'un en şanslı insanları geçiyor" diyorum eşime. "Kendileri farkındalar mı bilmiyorum ama şu anda şu İstanbul'da en şanslı insanlar şu küçük motosikletlerle ulaşımını sağlayanlar" diyorum. Gözümde tüten yeni bir motosikletin iştahıyla iç geçiriyorum.

    İstanbul'da yaşayan motorcu kardeşlerim, altınızda 250cc altı ve özellikle commuter tarzı bir motosikletiniz ya da küçük bir skutırınız varsa (ki pek çok cüssesi çok fazla iri olmayan büyük cc için de geçerli bu), onun kıymetini iyi bilin, ona iyi bakın derim. Ve şayet bir otomobiliniz de yoksa sakın ola heveslenmeyin, kampanyalara kanıp motosikleti bırakıp otomobil almayın diye de eklerim. Yok otomobiliniz varsa ama şehir içinde ulaşımınızı en azından yılın büyük bir bölümünde motosikletle sağlıyorsanız da yine bunun kıymetini bilin, zira anladım ki İstanbul trafiğindeki rezillikleri çekmedikten sonra İstanbul'da ve İstanbul'u yaşamak çok daha keyifli hale geliyor.

    Motosikleti olmayanlara ise tavsiyem gidin bir motosiklet ehliyeti, bir motosiklet ve bir de motosiklet eğitimi alın. Macera için değil sıkıntısız, trafiksiz ve keyifli ulaşım için motosiklet kullanın derim. İstanbul'da motosiklet sezonu neredeyse 8 ayı buluyor, yani bu kadar süre kafanız rahat seyahat vaad ediyor size motosiklet. Ne diye otomobillerde bu sıkıntıyı yaşayasınız.

    Şu İstanbul şehrinin en şanslı insanları bence motosiklete binenlerdir. Motosikletinizin kıymetini bilin. Motosikletiniz size zamanınızı ve hayatınızı geri veriyor, üstelik hafta sonlarını da çok daha keyifli hale getiriyor daha ne ister ki insan İstanbul'da.

Size keyifli sürüşler, darısı ise en kısa zamanda benim başıma olsun...




NOT: Evet açıkça motosikleti özendiren bir yazı bu, ama bloğun spotunda da dediğim gibi öncelikle kişisel sorumluğunuzu alıp binin motosiklete. Saçma sapan maceralara artistliklere yer yok zira motosiklette. Eğitim alın, ehliyet alın, kendinizi geliştirin, gereksiz risk almayın, hız manyağı olmayın ve tam korumalı kıyafetsiz binmeyin. Zaten 125 - 250 cc aralığında bir tercih yaparsanız hem trafikte hem açık yollarda daha risksiz sürüş yaparsınız. Yoksa devasa enduro ya da cruiserlarla da trafik otomobilden farksız hale gelecektir. Hatta büyük cc bir motosikletin yanına bir de şehir içi trafiği için küçük cc ekleyebiliyorsanız motorculuk sizin için tadından yenmez hale gelecektir.

3 Mart 2012 Cumartesi

Fuardan yine YBR deyip döndüm. (2012 Fuar İzlenimleri 1)

    Bugün içimden hiç gelmemesine rağmen, uzun bir aradan sonra İstanbul'un rezalet haftasonu trafiğini de göze alıp, eşimle birlikte 2012'nin sezon açılışı sayılan ilk motosiklet fuarına gittik. Açıkçası fuara gitmekteki tek amacım Honda'nın cbf150'den sonra bu yıl Türkiye'de kurye ve gariban küçük cc kullanıcısına sunacağı yeni modeli cb125e modelini görmekti. Aslında web'deki fotoğraflarından motosikletin fazlasıyla ybr 125'e benzediğini gözlemlemiştim ama yine de ileriye yönelik motosiklet arayışında biri olarak bi gidip yakından görmek isteğindeydim. Her zamanki gibi Honda Türkiye o sanal alemde gördüğümüz daha derli toplu olan cb125'i değil de devir sayaçsız, amortisör yayları gövdesinden farklı renkli, plastik kalitesi bir hayli düşük olan (ya da ucuz olup da bizimki gibi ülkelere layık görülen) modeli getirmişti.
    Fotoğrafladım tabii merakta kalmayın, yazı altına ekleyeceğim. Ama Honda'dan az sonra Yamaha standına da gittik, gördüm ki Yamaha'da zaten kasasını yenileyerek epey şekil hale getirdiği YBR125'i bir kez daha makyajlamıştı. Kişisel gözlem ve YBR125 kullanmış biri olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, YBR 125 üç yüz beş yüz daha pahalı olmasına rağmen (ki görüntü ve malzeme kalitesiyle - kaldı ki motoru da kendini fazlasıyla ispatlamıştır - verdiğiniz paraya değer) CB 125' e ve hala cbf150'ye de tercih edilecek motosiklet olmayı sürdürüyor. Zaten Honda Türkiye'nin ülkemizde Yamaha'ya göre çok daha fazla tercih edilir ve gerek fabrikası gerekse bayii servis ağıyla yaygın oluşuna rağmen, özellikle küçük cc'de nasıl bu kadar acayip şekilsiz motosikletleri bize reva gördüğü de bir muammadır benim gözümde. Pazarlama taktiği ise şayet bu, en azından rakibin YBR125'e tercih edilebilecek görünümde bir motosiklet getir be kardeşim.
    Bana göre aşağıya resimlerini ekleyeceğim YBR ve CB125 arasında görüntü olarak da malzeme kalitesi olarak da YBR bir kaç puan öndedir. Egzostlarına bakmak bile bu farkı gösteriyor. CB125'i kullanma şansım olmadığı ve henüz birileri tarafından test de edilemediği içim motorunun kalitesi hakkında bir şey söylemem mümkün değil şüphesiz. Belki, şayet doğru ise (ybr'den 500 - 600tl ucuz olarak 3.550TL'ye piyasaya çıkacağı söyleniyor) daha uygun fiyatıyla bir çekim alanı oluşturur ve oluşturacaktır da; zira Cbf 150'de de aynısı olmuştu. Ama bugün gelinen nokta cbf150'nin yağ yakan motoru ve malzeme kalitesizliğiyle en azından motor bloğu olarak Yamaha YBR125 karşısında yenik düşmüşlüğüdür. YBR125 ise piyasaya girdiği günden bu yana tek tabanca olarak, rakiplerinin karşısına çıkardığı bir çok yeni modeli ekarte ede ede, hala ve üstüne de bir şeyler koyup gelişerek küçük dev motor efsanesine devam ediyor bir anlamda. (Şüphesiz bu benim görüşüm size göre CBF150 ya da bir başkası şahı merdan olabilir)

    Fazla konuştum YBR fanatikliği yaptım yine biraz galiba ama, cbf150 ve ybr 125 kullanmış biri olarak benim gönlümü 3. motosiklet olarak almama rağmen ybr kazanmıştır. Ve yine başlangıç motoru ya da 125cc segmentinde motosiklet almak isteyenlere ben halen Türkiye'deki en makul ve sorunsuz tercihin Yamaha YBR125 olduğunu söyleyebilirim hiç tereddüt etmeden. (Ve kanımca aradaki fiyat farkı da bu sebepten olabilir.  (Edit : cbf150 yeni fiyatıyla ybr'den epeyce pahalı hale gelmiştir, muhtemelen cb125'i sattırma taktiği olsa gerek, ki o da şu an biraz artmış.)

Fotoğraflar aşağıda. Önce Honda CB125E. (Hiç değilse cbf150'den daha iyi bir tipi var)

















Ve bi kez daha hafif makyajlanmış Yamaha YBR125.

















Bu kez siyah CB125E (Arka planda fiyatı artırılan ve muhtemelen emekli edilecek olan CBF150 var)


















Siyah YBR125 (CB125'le egzost ve genel dizayn farkına dikkat)

















CB125 gösterge paneli (Tabii ki devir saatsiz, Honda bunu hep yapıyor)

YBR125 gösterge paneli (İlk çıktığından beri devir saati var)

CB125 Ön far (Bu kafa fazlasıyla YBR'ye benzetilmiş)

YBR125'in farı ve uzun bir aradan sonra selesinde bendeniz, hala bu selenin üstüne binince aynı heyecanı duyabilmek güzel. Şu an bir motosiklet alsam, hiç düşünmeden yine bu fotodaki aleti alırım. Ve son rötuşlarla daha da çekici hale geldiğini eşim de itiraf etti görünce.

Son iki foto önce CB125. 
Siyah motorda kırmızı helezon yaylar ve depo üstündeki mavi çizgiler eşimin "Iyyy!" demesine sebep oldu. Cbf150'de olduğu gibi keyf için alanların kimisi, yine önce o stickerları sökecek, sonra yayları siyaha boyayacak...

Ve YBR (Bana göre hala commuter sınıfının en derli toplu aleti.)

    Karar sizin, benim kararımsa belli. Her şeye rağmen selesine oturduğunuzda, motosiklet denen alet sizi heyecanlandırıyorsa eğer, YBR, CB, CBF fark etmez, alın ve tadın bu heyecanı. Ben burada sadece görünüm olarak ve tamamen kendi bakış açımla değerlendirmeler yaptım ve oyumu yine eski dostum YBR'ye verdim. Ama siz yakından görüp, fırsat bulursanız test sürüşü yaparak tabii ki dilediğiniz motosikleti alın derim. Yukarıda da yazdığım gibi her şeye rağmen ve hangi model olursa olsun motosiklete binebiliyor olmak bile başlıbaşına bir heyecandır. Kaldı ki bu segment motorlar ekonomi olarak da sizi hiç üzmeden o heyecanı keyifle yaşamanızı sağlarlar emin olun.

    Fuar yazımın bu ilk kısmı burada sona eriyor. Bir sonraki yazıda fazla detaya girmeden genel ve umarım daha eğlenceli bir fuar izlenim yazısı yazacağım.







NOT: Normal şartlarda blogda fuar fotoğrafları ya da yazısı gibi her yıl yapılan etkinliklere girmek istemediğimden, şimdiye kadar hiç fuar yazısı yazmamıştım, bu bir ilk ve belki de son olabilir; zira gidenler bilir normalde fuarda  - benim bugün CB125'de olduğu gibi - ilginizi çekecek ve merak ettiğiniz yeni bir ürünü görmek ya da indirimli alış veriş yapmak gibi bir amacınız yoksa, bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayabiliyor fuarlar... Ve bir de benim gibi İstanbul'un Anadolu Yakasında oturuyorsanız, o kadar yolu her yıl birbirinin aynı olan organizasyonu görmek için tepmek işinize gelmeyebiliyor, bundan sebep şimdiye kadar blogda hiç fuar yazısı yayınlamadım.)







NOT 2 : Bu arada CB125 ve YBR125 karşılaştırmasını daha sağlıklı yapabilmeniz için aşağıya resmi sitelerdeki teknik özelliklerin linklerini verelim.
YBR125 Teknik Özellikler

CB125 Teknik Özellikler


Ve bir ekleme: Yanlış anlaşılmasın, her ne kadar ben YBR125'ten yana tercih yapsam da bu konuda o kadar da sert değilim esasen. Zira bu tip motosikletler (yani commuterler) ekonomi amaçlı aletlerdir bu sebeple fırsatını bulduğumda gidip bir CB125'de ilk gözağrım olan cbf150'de alabilirim fazla düşünmeden. Nitekim ben uzun süreli kullanım için YBR125 desem de, özellikle yeni başlayacaklar için (şayet kısa sürede artmazsa) fiyatını da dikkate alarak CB125 de tercih edilebilir tabii ki. (Yani YBR,CBF,TVS,CB kavgası yersiz ve de gereksizdir aslında, ama bazen motorcu muhabbetinde bu rekabet çok da tatlı muhabbet ettirir motorcuları ) Commuterler hep söylediğim gibi bir anlamda günümüzün eşekleridir, eskiden eşeklerin yaptığı pek çok işi de yaparlar rahatlıkla. Kısacası günlük kullanım ve şehir içinde ilaçtırlar. Bu sebeple tipini önemsememeye, o inanılmaz ekonomikliğe ve pratikliğe alışırsınız bi süre sonra ve büyük cc'ye geçseniz bile bu demir eşeklerden vazgeçemeyebilirsiniz... Bunca yazıya rağmen ilk gözağrım cbf150'yi bile her an satın alma eğilimindeyim yalan yok. Yani hiç bir motorun öyle fanatiği filan değilim aslında. Zira şu ara motosiklete fena halde açım.

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!