Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


Deneyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2011 Cuma

Daha binli km'lerde sorun çıkaran motosikleti at çöpe gitsin usta...*

    Son günlerde motosiklet sitelerinin bazılarında eskide kalmış bazı linkleri gezindim. İnsan motorsuz olunca böyle acayip işlerle iştigal ediyor işte. Bir nevi abesle iştigal aslında. Ama ilginç de oluyormuş meğerse bu gezinmeler. Özellikle dikkatimi çeken, zamanında benim de bazılarına gark olduğum saçma sapan motosiklet muhabbetleri. Bu saçmalıkların en başında da Çin malı motosikletler üzerine yapılanlar geliyor. Ve en komiğime gideni, kaliteli bir motosiklet için ve de bu işten anlayan birine söylenince gülümsemesine sebep olabilecek bir konu: "6000km yaptım hiç bir sorun çıkartmadı, 1000 km yaptım sorun yok." muhabbetleri. Şimdilerde bu tip forum mesajları okuduğumda ne yalan söyleyeyim beni de bir gülme alıyor. Sanırım bu tip mesajları yazanlar ya çok acemi kullanıcılar ya da Çin işi motosikletlerin kalitesizliğinden olsa gerek yapılan o kadarcık km'de bile sorun çıkartmasını bekleyenler. Oysa ben Yamaha YBR125'imle bile 1 yılda 15000km yapmıştım.Ve aynı motosikletle 100 bin km yapıp motoruna anahtar değmemiş insanlar tanıdım. Kaliteli bir motosiklet, şayet düzenli olarak bakımları yapılıyorsa ve hor kullanılmıyorsa en azından 40 - 50 bin kilometre zaten sorun çıkartmaması lazım gelir. 1000 km zaten neredeyse pek çok motorun rodajının tamamlandığı km iken, sorun çıkartmadı diye övünülüyorsa o zaman ya o motosiklete yeterince güvenilmiyordur ya da motosiklet motorları hakkında çok az şey biliniyor demektir. Ama memleketimize giren çok sayıda abidik gubidik marka motosikletler sayesinde insanlar motosikletle tanışınca ve o motosikletlerin de büyük kısmı çok düşük km'lerde önemli sorunlar çıkartınca, forum başlıklarında böyle az kilometrelerde sorun çıkartmaması ile övünmeler filan başladı anladığım kadar. Ne gariptir ki, aynı az km'de sorunsuzlukla övünenlerin önemlice bir kısmı da, kendi bindikleri motosikleti öve öve bitiremeyenlerdir. Genellikle o motosiklete ait başlıklarda fazla yüksekten atıp tutarlar. En iyi Çinli bu, şöyle dayanıklı böyle titreşimiz v.s. v.s. Felaket titreşimi olduğunu bizzat kullanan arkadaşımdan bildiğim motosikletin bile, web ortamında titreşimsiz diye övüldüğünü gördüğüm oldu doğrusu; bu övgü sahipleri ya daha önce titreşimsiz bir motosiklet kullanmamışlar ve titreşimin - daha doğrusu titreşimsizliğin - ne olduğunu bilmiyorlar ya da kasıtlı olarak aldıkları motorun kusurlarını gizleme yolunu seçiyorlar. Yıllar sonra bir gün o başlıklara yeniden göz attığınızda ise bu tiplerin bazılarının avatar resimlerinde ya da imzalarında çoktan daha kaliteli ve üst cc sınıftan bir motor aldıklarını görüp, yeni bir gülümsemeye gark oluyorsunuz. En iyisi bu deyip, önüne her gelenle kavga edenler çoktan o motosikletle yollarını ayırmışlar. Aslında buradan bu topraklarla ilgili başka bir genellemeye daha girilirdi ama girmemek daha iyi, yine konu dışına çıkmayalım.


   Dünyanın pek çok ülkesinde aynı motosikletle uzun yıllar ve yollar devirmek marifet sayılır, bu, motorcu için bir onur gibidir adeta, bir motorla binlerce kilometre yapabilmek. Bizde ise sık sık motosiklet değiştirmek marifet ve maharetten sayılır. Hepimiz yaptık, yapıyoruz bunları, çoğun maymun iştahlılık değilse bunun adı ne ola ki? Oysa geçen gün bir arkadaşımın da dediği gibi bu, hem para kaybı hem de bir anlamda milli servetin gereksizce tüketimi. Ve hatta bir hesap yapıldığında, bir motosiklete ne kadar fazla aksesuar v.s. harcaması yapılıp da, erkenden satılırsa o kadar zarar ettiğiniz ortaya çıkıyor, hele de sıfır olarak almışsanız. Hayatımızın sonuna kadar istediğimiz her motosikleti deneme şansına sahip olamayacağımıza göre ve asıl amacımız motosiklete binip yol yapmak ve deneyim kazanmaksa eğer, aynı motosikleti uzun süre kullanıp maksimum faydayı elde etmek en mantıklı ve ekonomik yol gibi görünüyor.


   Kişisel olarak ben de bundan sonra hangi motosikleti alırsam alayım, onunla öncekilerin en az iki, hatta üç katı kadar zaman geçirmeden elden çıkartmayacağım. Böylece daha fazla sürüşümü geliştirmeye ve daha fazla gezmeye odaklı bir ikitekerli hayat yaşamayı planlıyorum. Haa, tabii bunun için önceliklerimi dikkate alarak en uzun süre ve en ekonomik beraberliği yaşayacağım aleti belirleyeceğim şüphesiz. Şu an için bana yine cbf150 ya da ybr125 tarzı bir commuter yolu görünüyor gibi (zira maksimum fayda benim için şimdilik bu küçük cc lerde) zamanla neler olduğunu göreceğiz bakalım.


Herkese sevdiği motosikletle, uzun uzun yıllar ve de yollar diliyorum.





*Başlığı özellikle öyle attım, henüz 1000km'deki motor sorun çıkartıyorsa zaten atın çöpe gitsin.


EDİT: Yine kendi yazıma yıllar sonra bir açıklama getireyim: Yazıdaki sorunsuzluktan kasıt motosikletin yürür aksamı, yani motor bloğu, debriyajı, freni gibi parçalarıdır. Yoksa ilk 500km içinde bile gösterge lambasının kesilmesi ya da far patlaması gibi şeyler bana göre çok küçük şeylerdir ve her motorda olma ihtimali vardır, Özellikle küçük cc'lerde maliyetin ucuzlatılması nedeniyle, ucuz malzeme kullanıldığından, bu tarz küçük şeyler olabiliyor, cbf150'de gösterge lambaları kısa süre içinde kesilmişti ve garanti kapsamında servis hemen halletti ya da ybr125'de ön ve arka far ilk 8 ay içinde patladı ve kendim değiştirdim hatta fren balatasını da aşırı ses yaptığı için daha kalitelisiyle değiştirmiştim. Şu anda kullandığım Bajaj Pulsar Ns150'de de soğuk havalarda likit kristal ekranlı gösterge hata verip yeniden kendine gelebiliyor, bunlar yürürüne ya da motora ait şeyler olmadığı için yukarıda bahsettiğim erken sorun çıkartma bunlar değildir. Küçük cc motorlarda bence esas olan kısa sürede motorunda ya da yürüründe sorunlar çıkmamasıdır. Yoksa küçük tefek şeyler bilhassa biraz devirli kullanınca, biraz hor davraınca ya da belki de fabrikasyon ucuz malzeme yüzünden olabiliyor bunları kastetmediğimi belirtmek isterim.

19 Ocak 2010 Salı

Biraz mola verelim...




















    2006 yılında başlayan aktif motosiklet sürücüsü olma yolundaki macerama, son kullandığım Yamaha YBR125 model motosikletimi satarak ara vermiş bulunuyorum. Bu ara, motosikletten kopuş değildir bilakis motosiklet hakkında bugüne dek öğrendiklerimi özümseme ve ileride devam edecek maceralar için bir moladır. Bu molada beni ileriye hem kondüsyon hem de kafaca hazırlayacak iki tekerli taşıtımsa bir bisiklet olacak. Kışa rağmen onunla idmanlara başladık bile... Şayet bu blogu takip edenler varsa ya da olmuşsa, yakında yeniden buradan deneyim paylaşma arzusunda olduğumu belirteyim.

    Bu konuyu gayet iyi açıkladığını düşündüğüm ve bana yeni kurdukları web sitelerine üyelik teklifinde bulunan bir dosta verdiğim cevabı buraya da aktarıyorum...

    "Sevgili kardeşim, açtığınız site hayırlı uğurlu olsun.
......
    Bunca site bolluğu arasında umarım kısa sürede işlevselliği ile tutunabilir bir site haline gelir siteniz ve grubunuz. Güzel davetinize ayrıca teşekkür ediyorum. Lütfen beni yanlış anlamayın ama bir süredir ilgimi azalttığım sanal alemde motosiklet olayına ne yazık ki YBR125'imi satılığa çıkartarak da ara verme düşüncesindeyim. Bu motosikletten kopuş anlamını taşımasa da, geriye dönüp baktığımda, 2006 yılından beridir fazlasıyla motosiklet üzerine - üstelik haddim de olmayarak - yazıp çizmişim. Pek çok tecrübeli kullanıcının ve motorcunun yanında benim motosiklet deneyimim solda sıfır kalır, bu sebeple de bir süreliğine kenara çekilme kararı verdim. Belki yazı çizi anlamında az çok deneyim sahibiyim ama motosiklet konusunda söyleyeceğimin de ötesinde konuşmuşum gibi hissediyorum, bu kararı da bundan sebep aldım zaten. Bu sebeple beni mazur görmenizi diliyor ve size yolunuzda başarılar, kolaylıklar diliyorum. Saygı ve sevgilerimle. "


    
Son bir kaç kelam eyleyerek gideyim. Bizim memlekette motosiklet lüks tüketim aracı olarak görüldüğü sürece motosiklet ve motorculuğun yaygınlaşması adına pek çok çaba bir işe yaramaz. Bir takım motosiklet sitelerinde insanların büyük cc motosikletlere verdikleri bakım masraflarını okuyunca insanın dudağı uçukluyor doğrusu, pek çok otomobilin bile daha az masrafı var. Aynı şey kasko değerleri ve genel motosiklet fiyatları için de geçerli maalesef. Şüphesiz bunda, devletin motosikleti bir alternatif bireysel ulaşım aracı olarak görmüyor oluşunun da etkisi var. Bir de satıcıların ve sürücülerin bir kısmının bu işe hobi olarak bakması eklenince üstüne, özellikle motosikleti günlük yaşamının bir parçası yapmış olanları ve dolayısıyla küçük cc kullananları vuruyor bu durum maalesef. Aynı hobici zihniyetin (gerek satıcı gerek kullanıcı) bir kısmı, ekonomik koşulları çok iyi olmayan motor sevdalılarını da dışlama eğilimindeler, bunu sözlü olarak belirtmeseler bile davranışları ve ayrımcılıkları ile ortaya koyuyorlar. Buna rağmen ekonomik düşünenler için küçük cc motosikletler hala ulaşılabilir durumda, en azından ikinci el olanları, bu sebeple ille de motosiklet kullanmak istiyor ama dergilerde filmlerde gördüğünüz o lüks aletlere ulaşamıyorsanız hiç değilse bir 125 cc ile bu işin tadına varabilirsiniz. Ben bir sonraki motosikletimi de (şayet piyango filan çıkmazsa) muhtemelen 500cc altı modeller arasından seçeceğim. Kimbilir belki de yeni bir ybr 125... Dünya turuna çıkılıyorsa ben de onunla Türkiye turumu gerçekleştirebilirim neden olmasın.... Kaldı ki benim gözlemleyebildiğim kadarıyla özellikle gelişmiş batılı ülkelerde (ekonomik durumları bizden çok daha iyi olmasına rağmen) eski modellerin kullanımı oldukça yaygın. Bu eski modellerle bizlerin hayal bile edemeyeceği seyahatleri gerçekleştirenler var. (Bkz. http://www.advrider.com/ ) Tanıdığınız güvenilir bir motosiklet servisi varsa ve ille de büyük cc diyorsanız (tabii küçük cc ile yeterince tecrübeden sonra), eski modellerden biri de bu konuda alternatif olabilir. Böylece büyük cc'ye geçmek için de yıllarca beklememiş olursunuz. Edindiğim izlenimler beni de ileriye yönelik büyük cc alternatifi konusunda bu yönde düşündürüyor doğrusu.


    Hangi motorla olursa olsun - şayet yaşamayı seviyorsanız - eğitimsiz ve tam donanımsız motosiklete binmeyi aklınızdan geçirmemenizi öneriyorum


    Yeni maceralarda ve belki de yollarda görüşmek üzere...


    Çağrı "Cloud" Ö.


(Bir Sonraki Yazı: Eskilerden Kalanlar)
(Bir Önceki Yazı: Buraya Kadarlara Bir Bakarak...





7 Ağustos 2009 Cuma

İlk Göz ağrıma Veda


    İlk Vitesli motosikletim olan Honda cbf150'yi yaklaşık bir yıl ve 7300 km kullandıktan sonra sattım. Aslında şimdilerde düşündüğümde en azından bir 15 - 20 bin kilometre kullanabilirmişim diyorum. Ama o zaman ille de bir cruiser kullanma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Öncelikle motorumu satışa koydum. Sonra da 250cc'lik yeni bir motor arayışına girdim.

    İlk motor olarak Honda cbf150 bana çok şey öğretti, çok şey kazandırdı. Açıkçası acemi bir sürücü için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri olduğunu düşünüyorum. Ekonomik, yedek parçası ucuz, fiyatı ucuz, bir yerine bir şey olduğunda çok fazla canınızı sıkmayacak bir motor. Yani yeni başlayan biri için biçilmiş kaftan. Üstelik hatalarınızı da kolayca tolere edebilen bir makina. Bana 7300 km boyunca sorunsuzca arkadaşlık etti. Ve ben motorculuk hayatımın bu ilk kilometrelerinde hiç kaza yapmadan harika bir deneyim yaşadım.


    Satışa koyduktan sonra onunla, eşimi de alarak bir uzun yol daha yaptık, yine atalarımın topraklarına Sakarya'ya uzandık, orada bir gece konakladıktan sonra ertesi gün döndük. Bu gezi de ilk gözağrımla son uzun yolum oldu. Satışa koyduktan iki hafta sonra da satıldı. Bense daha onu satmadan gönlümü 250cc'lik bir cruiser'a kaptırmıştım bile, Hyosung GV 250 Aquila.

    Bundan sonraki bölümlerde ikinci motorumla kısa da olsa yaşadığım deneyimleri aktarmayı deneyeceğim. Ama ilk motosiklet mevzusunu kapatmadan önce bir kaç söz daha etmek istiyorum. Reşat Arbaş üstadımız Motosiklet Teorisi'nde der ki: "125 ya da 250cc bir motosiklet sadece başlangıç için değildir, bir ömür boyu kullanabileceğiniz bir alettir" ya da buna benzer bir cümle, üstadın affına sığınıyorum. Açıkçası cbf150 deneyimim bana bunun çok doğru bir cümle olduğunu öğretti, daha da açığı şu an bindiğim üçüncü motosikletim olan ve hali hazırda 13 ayda 13.000 kilometre yol yaptığım Yamaha YBR 125'im bunun neredeyse tam da böyle olabileceğinin ispatı gibi.


                                      (Motosiklete iyi bir başlangıç yapmamı sağlayan ilk motosikletim Honda cbf150)

    Motosiklet işinde ekonomik şartlarınızın da büyük önemi var şüphesiz. Ve ne yazık ki ülkemizde motosiklet kullanmayı tercih etmek şayet 250cc üstü bir motor almaya niyetliyseniz oldukça pahalı bir hobi haline dönüşüyor. Zira büyük cc motosikletlerin hem kendileri hem yakıt tüketimleri hem de servis ve yedek parçaları oldukça yüksek fiyatlara mal olmakta. Bu sebeple 125 - 250cc arası vitesli motosikletler, motosiklete gönül verip de bir otomobil fiyatına motosiklet alamayanların ya da bir motosiklete o kadar para vermeyi istemeyenlerin imdadına yetişiyorlar. Açıkçası kişisel olarak, şayet başlangıçta en az 500 cc bir motosiklet tercih etmeye kalksaydım sanırım ona sahip olabilmek için ya bankalara borçlanacaktım ya da hala para biriktiriyor olacaktım. Oysa ben bu süreçte hem üç farklı markayı hem de üç farklı motosikleti deneyimlemiş oldum, hem ekonomik açıdan sarsılmadım hem de neredeyse 25.000 kilometrelik bir motosiklet sürüş deneyimi edinmiş oldum. Yanı sıra lüks motosikletime bir şey olacak korkusuyla tedirgin davranmaktan da kurtarmış oldum. Bunlar benim kişisel fikirlerim tabii.

    Maddi durumunuz büyük cc'lere ulaşmaya elverişli bile olsa bence yine de ilk motorunuzun tercihini, hem kendi güvenliğiniz açısından hem de dilediğinizce (yani motorun bir yerine bişey olacak diye fazlaca sakınmadan) binebilmeniz açısından 125 - 250 cc arası bir motordan yana yapmanız yerinde bir davranış olacaktır. Küçük cc motosikletler gerek ağırlık, gerek güç, gerekse hızları bakımından acemilik döneminizdeki hatalarınızı çok daha kolay tolere ederler. Neredeyse bütün motosiklet eğitmenleri ve ustaları da bunun böyle olduğunda hemfikir gibidir. En azından benim tanıdığım duyduğum, bildiğim tüm üstatlar ve hocalar bunu savunuyorlar. Hatta Honda Güvenli Sürüş Eğitimindeki hocama cbf150'den sonra cbf500 düşünüyorum dediğimde, ikisi arasında bir süre bir 250cc kullanmamı tavsiye etmişti. Hem her cc'den bir motosiklete binersin hem de gücü yavaş yavaş kontrol etmeyi öğrenirsin diye de eklemişti. Onu dinledim. Aslında benim maddi imkanlarımın da bunda etkisi vardı tabii.
















Devam edecek...

 Sonraki Yazı: Motosikletli Sabahlara Uyanmak
Önceki Yazı: İlk Motorla Gezilere Devam







3 Ağustos 2009 Pazartesi

Motosiklet Üstüne İlk Yazılar



    İlk motosikletimin heyecanıyla yazdığım, ilk motosiklet yazısı diyebileceğim ve bazı motosiklet sitelerinde yayınlanmış olan bir yazım.


 BÖYLE İMİŞ MOTORCU OLMAK…

    Bugün motosikletimi alalı tam bir ay oldu. Yıllarca hayalini kurduğum, kimi zaman vazgeçtiğim, kimi zaman uğruna yanıp tutuştuğum bir sevdanın hayata geçişinin birinci ayı doldu. Motosikletimle Moda’ya doğru yol aldım bugün Kadıköy’den. Caddeler geçtim, sokaklar sonra. Moda Parkından, Deniz Kulübünün sırtındaki banklara yöneldim. Motorumu kenara çektim, yan sehpaya alıp motoru stop ettim. Kasım’ın birazcık sisli ama sıcak bir öğleden sonrasıydı. Banklardan birine oturdum, kaskımı, maskemi ve eldivenlerimi çıkartıp banka koydum. Elimde ilk motosikletimin kontak anahtarı, yüzümde bir aydır motosiklete biniyor oluşumun verdiği heyecanla yorgun sırtımı yasladım banka. Karşımda Marmara Denizi, arkamda motosikletim. Denize baktım biraz sevinç biraz da hüzünle karışık. Sonra arkamda yol kenarında nazlı bir kısrak gibi duran motosikletime baktım. Tekrar denize, sonra tekrar dönüp motosikletime baktım. İşte bu baktığım, orada yol kenarında pırıl pırıl koyu kırmızısıyla duran benim motorumdu. Benim bir motosikletim vardı artık. İçimi garip bir heyecan kapladı, birkaç kez daha dönüp baktım motoruma. O anda arkamdaki yolda duran motosiklete bakmak karşımda duran Deniz manzarasına bakmaktan bile şahane geldi bana.Demek motorcu olmak böyle bir şeydi, motosiklet tutkusu böyle oluyordu demek. Gaz açtıkça, yol aldıkça daha çok bağlanıyordu insan demek motosiklete. Her mola yerinde oturduğu sandalyenin motosikletine dönük olmasını istiyordu demek ki motorcu. Arkasında kalırsa motosikleti, önündeki manzarayı bırakıp arkasındaki motosikletini seyre dalıyordu demek motorcu. Bir süre daha oturdum o bankta. Kendi kendime “Vay be!” dedim "Artık benim de bir motosikletim var". Bir süre önce sadece bir hayal gibi gelen şey gerçekti artık. Hala garip geliyor, elimdeki anahtara bakıyorum, bazen üzerinde benim adım yazan cebimdeki ruhsata.İlk birkaç gün pek bir şey hissedemeyişim geliyor aklıma, sonraki bir hafta, on günkü şaşkınlığım. Sanırım şimdilerde farkına varıyorum bir motosiklet sürücüsü olmanın. Şimdilerde zevkine varmaya başlıyorum motosiklet tutkusunun. Bugün yolda yanıma yanaşıp “Abi motor yeni mi, hayırlı olsun güzel motormuş, ben de bundan almak istiyorum” diyen scooterlı sucu çocuğun yüzündeki ifadeyi, benzin istasyonunda imrenerek “Hayırlı olsun abi” diyen pompacı gencin gülümsemesindeki sıcaklığı şimdi idrak ediyorum, şimdi anlıyorum ki ben bir motosiklet sürücüsü olmaya başlıyorum. Şimdi anlıyorum ki motorcu olmak böyle bir şeymiş. Tanrıya bana bunu yaşattığı için şükrediyorum. Bunu düşleyen ve bunu isteyen herkese bu duyguyu tatmak nasip olsun diyorum. Evimin yolunu tutarken, aklıma bir sürü şey geliyor. Bazı şeyler boğazımda düğümleniyor, kendime verdiğim sözüm geliyor aklıma, “ilk motosikletimle ilk uzun yolum babama olacak, babamın kabrine” demiştim kendi kendime motorsuz günlerde. Şimdi biraz daha tecrübe yapmalı diyorum bu kez de, babam beklemektedir ziyaretimi. Hüzünlü bir tebessümle ağır ağır geçiyorum Kadıköy sokaklarından. Babama kavuşmama biraz daha var, ama anamın sıcak çorbası beklemektedir şimdi beni. Gitmeli.

(Kasım 2006)


    Ve bir başkası da aşağıda, yavaş yavaş motosikleti benimsemeye başladığım yazının aldığı halden de anlaşılıyor sanırım.





MOTOSİKLET DEFTERLERİ 1

    Evden çıktım, nereye gitmeliydim… Hayat bunca üzerime üzerime gelirken beni avutacak tek şey yoldu galiba. Konuya çok hızlı girişim de tüm anafikir mantıklarını eritmişti daha yazının başında zaten. Dedim ki kendime, yol istiyor senin bünye. Yoldu istediğim, yolun ve yolculuğun kendisiydi asıl mesele, varılacak yer değil. Tüm bakış açılarını, tüm felsefe ve ideolojileri bir yana koyup yola koyuldum, motosikletimin heybesinde umutlarımdan ve gelecek kaygılarımdan başka hiçbir şey yoktu doğrusu. Nereye kadar gidebilirsem oraya gidecektim, aslında hiç olmayan, hiç varılamayan yerdi orası. Yani hiç bitmeyecek bir yoldu düşlediğim. Atladım demir atımın üzerine, çıktım güneşin kavurup, erittiği, yamru yumru ettiği asfalt kalıntısı yola. Sıcaklık motosikletimin lastiklerini de umutlarım gibi eritir miydi acaba? Bilmiyordum, her zamanki gibi. Amaç yolculuğun içinde haşrolmaktı, hani çayda demlenmek, çayın kendisi olmak misali. Anlaşılmaz olmaya başladığında cümleler, aslında yol avutacaktı tüm okurları. Herkesin bir yol isteği vardı ya kafasında, yola çıkanlar şanslıydı aslında. Patır patır motor sesi arasında ufka baktığımda görebildiğim sadece geçmişimdi. İleriye doğru, bilinmeyen bir geleceğe doğru yol katetmeme rağmen aslında geçmişime doğru ilerlemekteydim. “Başka bir şehir bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir” diyen şaire hak vererek kendi içime doğru gaz açtım. Yolda benim gibi birkaç motorcu daha vardı, kimileri beni hiç umursamadı, kimileri selam verdi. Selamları aldım, kabul ettim ve yine yapayalnız yoluma devam ettim. Demir at kişniyor, yol almaktan benden de büyük haz alıyordu belli ki. Sürdüm, sürdüm, Fonda ve Hopper’ı yakalamak istercesine sürdüm fondaki motorumun patırtılarıyla…. Günün birinde bitecek olsa da yolculuk, ben yolun hiç bitmemesini benden sonra da birilerinin yola devam etmesini diledim. Yolda gördüklerim bu konuda beni umutlandırmaktan ziyade korkutsa da, belki bulunurdu kurtaracak bahtı kara mağderini bu yolun. İyi ki düşmüştüm bu motosiklet sevdasına, iyi ki icat edilmişti demir atlar, tüm teknolojik ucubelerin arasından bunca özgürlük ve kaçış vadeden belki de tek teknolojik alet olarak sıyrılan şeydi motosiklet. Her bir sevdalıya selam ederek devam etmeliydim yola, yalnız olmadığımı biliyordum. Kaçmak isteyenlerin en başında yer alsam da, tek kaçak ben değildim. Bir sürü Hells Angel vardı çete kuracak. Ve dünyanın farklı farklı pek çok köşesinde, farklı bir demir atın üstüne binmiş, farklı bir yalnız kovboy vardı. Bunu bilmek bile biraz olsun iç huzuru veriyordu insana. Bastım gaza, motosikletim şahlandı, devam ettim yol almaya, umuda…

Çağrı “Cloud” Ö.

2006 - İstanbul


Devam Edecek...


Sonraki Yazı: Bu İş Eğitim De İster
Önceki yazı: İlk Motosiklet, İlk Deneyimler

Sanaldan Gerçeğe - İlk Motosikletim




    Neredeyse bir buçuk yılı aşkın bir süre sanal alemden, kitap ve dergilerden motosiklet ve motosiklet dünyası üzerine okumalarım, araştırmalarım, bilgilenmelerimin sonunda ilk motosikletimi edinme yolunda girişimlerde bulunmaya başlamıştım. Bu bir buçuk yıllık debelenmeler esnasında hem maddi olarak beni üzmeyecek, hem de acemi bir motosiklet kullanıcısı olarak beni yolda bırakmayacak bir motor almam gerektiğini anladım. Zira ilk motosikletimdeki deneyimlerimin tatsız başlaması beni motosikletten soğutabilirdi ve devamını getirmek istemeyebilirdim. Açıkçası Türkiye'de başlangıç motosikleti olabilecek çokça motosiklet alternatifi ne yazık ki hala yok. Zira motosiklet satıcısı firmalar çoğunlukla bu işi tamamıyle hobi olarak yapanlara yönelik yüksek cc ve pahalı motosikletleri ithal etmekte ısrar ediyorlar. Tamam düşünürseniz Çin malı motosikletlerin pazarda olması nedeniyle fazlasıyla düşük cc ürün var piyasada, ama acemi ve biraz da benim gibi ince eleyip sık dokuyan bir motorcu adayı iseniz düşük kaliteli, arkasında yeterince distribütör desteği bulunmayan, henüz marka olarak uzun yıllardır kendisini ispat etmemiş motosikletlerden uzak duruyorsunuz doğal olarak. Daha doğrusu bunu öğreniyorsunuz. Ben de işin en başında neredeyse bir Çin malı motosiklet alacaktım. Ama sanal alemdeki deneyimlerim başlangıç için bunun tatsız bir deneyime dönüşebileceğinin sinyalini verdi bana. Ve bir süre daha bekleyerek hiç değilse tanınmış markalardan birinin küçük cc motosikletine yöneleyim dedirtti. Burada Çin mallarının asla kullanılmaması gerektiği ya da tamamının çok kötü olduğu yolunda sözler etmek gibi bir niyetim yok, ancak gerek motosiklet sitelerindeki forumlarda yer alan kullanıcı deneyimleri, gerekse yakın çevremden duyup, gözlemlediğim tatsız deneyimler beni fiyatça biraz daha yüksek olsa da bir Japon Malı motosiklete yönlendirdi. Bu durumda da önümde sadece bir kaç tane alternatif vardı. Geçmişten içimde ukte kalan ama artık Türkiye'ye getirilmeyen ikinci el bir Suzuki GN125 ilgimi fazlasıyla çekiyordu. Yamaha'nın yavaş yavaş efsaneleşmeye başlamış küçük dev motoru YBR125'de başlangıç için fena sayılmazdı, ama nedense daha cüsseli bir motosiklet olsa diye iç geçiriyordum fotoğraflarına baktıkça. O zaman için her şeye rağmen görüntü ilk motosiklet için az da olsa beni cezbetsin istiyordum (Oysa YBR125, başlangıcı bırakın uzun süreli kullanım için bile biçilmiş kaftan bir motordur, bunu sonradan anladım).
2006 yılında bu arayışlarım sürerken Honda'nın CBF150 modeli Türkiye pazarına adım attı. Bir kaç ay da bu motoru takip ettim sanal alemde. Ve pek fazla deneyim bulma şansım olmasa da Honda markasının verdiği güvenle bir CBF150 almaya karar verdim.

    Bu arada tüm bunlar olurken motosiklet kursundaki direksiyon derslerimi de aksatmadan bitirdim ve motosiklet ehliyetimi cebime koydum. Tabii motordan önce motosiklet kıyafetlerimin de pek çoğunu almıştım. Bazı arkadaşlarım benimle dalga bile geçmişti yeni aldığım kaskımı ve montumu gördükleri zaman. "Daha motosikletin yok, sen kask almışsın" diyenleri hala hatırlıyorum. Ama ben "Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur" ata sözünü hayata geçirmemek adına motorumu almadan kıyafetlerimi tamam etmiştim.

    Honda CBF150 hakkındaki son kaygılarımı da motoru gidip bayii de görerek giderdim. Motosiklet benim düşündüğümden ve fotoğraflardakinden çok daha çekici görünmüştü gözüme. Açıkçası ilk motosiklet için görüntüden çok işlevselliğin önemini bir buçuk yıl zarfında pek çok tecrübeli motorcu arkadaştan gerek sanal, gerekse gerçek dünyada öğrenmiştim. Bu doğrultuda bayiideki izlenimimden bir hafta kadar sonra ilk motosikletimin satış sözleşmesini imzaladım. Motosikletin plaka ruhsat işlemleri halledilecek ve iki gün sonra gidip teslim alacaktım.
    Ve evet sonunda benim de bir vitesli motosikletim olmuştu işte. O gün o bayiiden nasıl bir heyecanla döndüğümü hala hatırlıyorum.
    Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdaki bisiklet, moped ve Vespa deneyimlerimden sonra ilk kez bir vitesli motosikletim oluyordu. Tam otuz dört yaşındaydım ve 2006 yılının Ekim ayında İstanbul'daki ilk Honda cbf150'lerden biri benim olmuştu. Heyecan, mutluluk ve şaşkınlık, hepsini bir arada hissederek sırıtan bir ağızla evimin yolunu tuttum.





Devam edecek... 

 Sonraki Yazı: İlk Motosiklet İlk Deneyimler
Önceki Yazı: Sanal Alemde Motosiklet

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!