Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.
Bir süredir bir youtube kanalım var, orada at koşturmayı deniyorum, bu sebeple blog'a da eskisi gibi yazı yazmak yerine oradaki videoları anlatan yazı ya da bildirimler ekliyorum. Blogda çokça yazmama kararındayım, zira bunca yılda yazdıklarım çok az ilgi gördü, okumayı sevmiyoruz, sebepleri bilumum ama pek çok yerde girdim, derin derin girmeyeyim o konuya. Zaten 10 yılı aşkındır bu kanalda motosiklet mevzusu üstüne söyleyebileceğim pek çok şeyi de söyledim.
Bir arşiv niteliğinde devam edecek tabii burası, zaman zaman yine yazacağım da, ama muhtemelen çok daha az olacak bu yazma işi. Bu bir küskünlük filan da değil, o niyetle yazmıyorum bu satırları, sadece artık bu işlere eski hevesim pek yok gibi, hem de okumak yerine izlemeyi tercih eden bir dünyadayız (ne yazık ki) ben de sıklıkla olmasa da bu hevesimi video yapmaya çalışarak gidereceğim.
Artık beni Moto&Hayat youtube kanalından takip edebilirsiniz. Dediğim gibi gerekli gördükçe bloga yine yazacağım, ama sürekli bu mecradan kanala eklediğim videoların reklamını yapmak tatsızlığı yerine, sizleri direkt oraya yönlendireyim dedim. Bir süre böyle, sonrasına bakacağım... (Ki kanala da kısa zamanda çokça video yükledim, orada da biraz nadas durumu olacak, suya yazı yazmadığımı anlarsam belki devam edeceğim, şu salgın durumları da biraz geçerse youtube'a daha fazla yoğunlaşmak azmindeyim.)
Takip eden herkese selamlar.
Nice Yollara
Çağrı Ö.
NOT: Şuraya bir kaç da şarkı bırakayım, bazı şeyleri benden iyi anlatıyorlar babalar :)
Tam 13.5 yıldan sonra ilk kez 2019 Kasım'ında Yamaha Xmax 250 ile scooter kullanmaya başladım. Bu konuda neler hissediyorum, iyi mi oldu kötü mü, vitesli motor mu, scooter mı, hangisi favorim, bunları anlatmaya çalıştığım video yayında.
Tabii ki MotoHayat M.M.E.youtube kanalımda da videolu anlattım. Meraklısı için her zamanki gibi ilk göz ağrım bloguma da koymadan edemedim.
GP Kompozit Koruma demiri
Transmotor Sissy bar
GP Kompozit Bacak rüzgar koruma taktım.
Neden yan sanayi aksesuarlar aldım?
Montajı ve fiyat bilgisi hakkında detaylı ve yorumlu bir videodur. Bu arada motorumda ilk aldığımda taktığım, egsoz koruma demiri, fiberglass arka grenaj korumaları da mevcut. Videoda az çok onlar da görünüyor.
Yamaha Xmax 250 (2019)'nin anahtarsız çalıştırma mevzusu birazcık muammalı. Bu sebepten ben de internette Türkçe bir kaynak bulamayınca, bu video ile anlatmak istedim.
- Uzaktan Kumanda açma/kapama
- Otoparkta uzaktan motorun yerini bulma (answer back) özelliğinin aktif ya da pasif hale getirilmesi.
- Keyless go genel kullanımı
hakkında öğrendiklerimi, benim gibi yeterli bilgilendirilmemiş kullanıcılar için paylaşmak istedim. Buyrun videoya:
- Baba bu robota benziyor, ismini buldum "Robotiki" ama sen ona kısaca "Robo" diyebilirsin.
Şu tepedekinin aynısı bizim Robo.
Eveeet, yine çok hızlı oldu ama, benim gibi - kimi zaman - epeyce tez canlı olan adama da bu yakışır. Şakası bir yana, Dominar 400'ümü (Midnight) satışa koyduktan 6 gün sonra sattım. Ve 1 gün sonra da gidip bir Yamaha xmax250 aldım. Çok mu hızlı oldu? Valla biraz öyle oldu, ama motoru neredeyse sadece işe gidiş geliş, ulaşım amaçlı kullandığım için mobilize olmamaya fazla dayanamazdım zaten, gerek iş yerimin uzaklığı, gerekse benim iki tekere çok alışmış olîmam ve tabii daha da önemlisi alacağım aletin fiyatının her geçen gün uçup gidiyor oluşu gibi faktörler beni daha fazla beklemeden satın almaya yöneltti. (Zaten bir kaç senedir bekleyip hüsrana uğramış, ötv indirimini filan kaçırıp ağlanmıştım.😭 ) Fiyatını ise hiç sormayın, ben de bu parayı verdiğime biraz üzgünüm, ama hani psikolojik sınır altına aldım diyebilirim, mevcut liste fiyatının altına kampanyalı fiyattan aldım. Pek çok bayii ile pazarlık etmeme rağmen Yamaha Türkiye satış politikası yüzünden hiç biri inemeyeceğini söyledi, ama dediğim gibi yine de liste fiyatının altında bi fiyat. (Lütfen daha fazla kurcalamayalım, canım sıkkın zaten bu konuda, geçen yıl ötv indirimi olmuş biz yan basmışız.😤 ) Bu kadar para bir 250cc motora verilir miydi? Verilmezdi belki, ama şimdi almazsam muhtemelen asla alamayacaktım, çünkü Domi'nin satış fiyatının üstüne benim için karşılayabileceğim kadar bir miktar eklediğim için çok zor olmadı ödemek. Açıkçası Dominar'ı da istediğim bir rakama satabildiğim için, üstüne koyduğum rakam biraz daha bütçeme uygun oldu. Zaten elimde o para olmasa toptan tüm fiyatı karşılamam imkansıza yakındı.
Neden Xmax 250 sorusunun cevabını aslında az çok geçmiş yazılarda verdim sayılır, burada uzun uzadıya anlatmayayım. Tamamıyla kullanım amacım ve küçük tefek fiziki rahatsızlıklar baş sebep, ikinci sebep de eşimin ve annemin gerekirse biz destekleriz, gidip otomatik vites yağmur çamurda daha rahat edeceğin bir şey al baskıları oldu. Eh madem birileri maddi manevi destekliyor o zaman ben de tabii ki bir Japon ürününe niye sahip olmayayım dedim. Normalde şu ara motosikletimi değişme gibi en ufak bir düşüncem yokken, eşimin gazı ve desteğiyle değişiverdim.
Bu arada yeni kasa xmax'lerin Fransa üretimi olduğunu ve eskisiyle, yani Endonezya üretimi olanla görüntü harici epeyce bir farklı olduğunu, pek çok yerden okuyup izlemiştim, oldukça iyi yönde geliştirmişler aleti diye öğrenince daha da bir güvenle aldım açıkçası.
İlk izlenimim, 13 yıl sadece vitesli motosiklet kullanmış, çok kısa skutır deneyimi olan ve Dominar 400 gibi biraz hantal bi motordan sonra, xmax bana kuş gibi geldi, orjinal orta sehpaya motoru almanın bu kadar kolay oluşu bile o saat konforlu bir şey satın aldığımı gösterdi bana. Ama şunu da söyleyeyim sürüş dinamikleri açısından motosiklet başka bir şey, maxi skutır başka bir şey, adeta iki tekerli otomatik otomobil gibi. Motosikletteki o dinamizm ve sportiflik skutırda yok gibi.
Detaylı inceleme videosu çekeceğim için daha fazla girmeyeyim bu konuya.
Şaşkınım çünkü Dominar çok çabuk satıldı, şaşkınım çünkü birisi, "2019 bitmeden Yamaha Xmax alacaksın" dese, gülüp geçerdim. Hayat acayip bir şey ve sürprizlere gebe. Tabii ki maddi imkanlar elvermezse zor iş, ama açıkçası biraz madden zorlanarak da olsa, gün bugündür demedikçe de bir şeye sahip olunamıyor bizim memlekette. Hele benim gibi, geçmişte bir bisiklete bile sahip olabilmenin ne kadar zor olduğunu yaşamış bir insansanız, şimdi bunları yaşıyor olmak oldukça şaşırtıcı olabiliyor. Dedim ya hayat işte, hiç bir zaman umutsuz olmamak, çalışıp çabalamaya devam etmek ve vazgeçmemek gerekiyor.
Her neyse duygusala bağlamayalım, bu konularla ilgili detaylı muhabbeti zaten MotoHayat'da çok yakında yaparım. O sebeple iyice uzatmayayım, zaten okuyan az. 😏
Bu arada yeni motorumun ismini de 6 yaşındaki kızım koydu, "Baba bu robota benziyor" dedi, "ismini buldum, Robotiki ama sen ona kısaca Robo" diyebilirsin.😃
(Hakikaten xmax'ın bana izlenim olarak yaşattığı robot gibi olduğu, 13 yıl vitesli motosiklet sürüp sonra böyle bir alete binince "Robot gibi lan bu, neredeyse kendi kendine gidiyor" demedim değil hani. 😊 )
Eh bana da hoş geldin Robo demek düştü, biraz geç geldin ama olsun...
Herkese çok daha iyilerini alabilmesini dilerim.
Ve yine eklemeden geçmeyeyim, içinde bulunduğunuz zaman diliminde satın alabildiğiniz motor en iyi motordur, onun keyfini sürün... Sonrası... Hayat işte, sürprizlere açık.
Nice yollara.
Ç.Ö.
NOT:Konuyla ilgili detaylı bir de video çekmiştim, meraklısı mevzuyu oradan da izleyebilir.
Merhaba!
11.760 kilometre ve 1.5 yıl sonra maalesef uzun yıllar için aldığım Midnight'la ayrıldık, bugün satışını yaptım. Evet, takip edenler şaşıracaktır, çünkü ben bile şaşkınım, satışa koyduktan 1 hafta sonra, neredeyse aldığım fiyata sattım diyebilirim. Midnight gerçekten çok temizdi, en ufak bir kaza v.s. yaşamadım. Bu süre zarfında tek yakındığım yanı ilk 5000 km orjinal dişli ile vibrasyon problemiydi, onu da 42T arka dişli ile çözünce epeyce iyi anlaşmaya başlamıştık, bir sürü aksesuar v.s. derken... Bir kaç küçük rahatsızlık yaşadım sağlığımla ilgili, eşim zaten Midnight'ı (Dominar400) alırken bana hep "maxi skutır al rahat et, sadece işe gidip geliyorsun" diyordu, ama ben bu iki teker sevdasına vitesli motosiklet kullanacam diye başladığım için yiğitliğe ot sürdürmüyordum. Üstelik ben Dominar'ı alırken 250cc skutırların fiyatları da çok yüksekti, hala da yüksek. Ama bu zaman zarfında bir kaç sürüş denemesi, bir kaç inceleme, benim motosiklete ve motorlu hayata bakış açımın epeyce bir değişmesi v.s. derken kafamda ufak ufak maxi skutır'a yeşil ışık yanmaya başladı.
Kullanım amacımı düşününce (ki %90 işe gidiş geliş ve şehir içi işlerimi halletmek) ben esasen tam da skutır profiline uyuyordum. İşe gidip gelirken bir yığın giyim kuşam takıp takıştıran biri olarak da, bagaj ihtiyacım fazla oluyordu. Ayrıca yakın zamanda iş yerimin evimden biraz daha uzaklaşacağını da bildiğim için artık (hiç sevmesem de) yağmurda ya da kışın soğukta da binmem gerekebileceği için, bir an evvel bir maxi skutır alsam mı demeye başlamıştım, ama kimselere de söylemiyordum. Taa ki, 1 hafta önce eşim "hazır borç harç yokken alsana bir skutır" diyene kadar. Önce şaşırdım "sahi mi yahu, tamam diyorsun yani motoru değişmeme" dedim. "Sadece maxis kutır alacaksan, tamam diyorum" dedi. Kadınların bir kısmında (buna annem ve eşim de dahil) nedense skutırın daha güvenli olduğuna dair bir kanı var, oysa risk aynı, sadece skutırlar daha rahatlar, orası kesin.
Her neyse, o gazla hazır motorumda hala temizken ben de bu vitesli motosiklet sevdasına ileride dönmek üzere bir ara verme kararı aldım (tam 13 yıl sonra) ve Midnight'ı satışa koyduğumun haftasında satıldı. Görmeye gelen arkadaş görür görmez notere gidelim dedi. 😂
Ve bugün biraz hüzünle de olsa, bunca yıl sonra vitesli motosikletlerimin sonuncusu olan Midnigt'ı satmış bulunuyorum.
Ne mi alacağım?
Muhtemelen yeni kasa bir Yamaha xmax 250 ile yola devam edeceğim. Bloğu okuyanlar bilir geçen yıllarda kısa bir test sürüşü yapmış ve oldukça beğenmiştim, ki Dominar'dan önce ciddi ciddi almak isteğindeydim, ama kısmet bugüneymiş, iyi de oldu, okumalarım, izleyip araştırmalarım yeni kasasının hem Fransa üretimi hem de eskisinden çok daha iyi olduğunu gösterdi bana, Domi'den önce alsam eski kasayı alacaktım, şimdi son versiyonu alacak gibiyim.
Bir kaç gün sonra belki bir hoş geldin yazısı da onun için yazabilirim.
Ne diyeyim, Dominar 400'le düşündüğümden çok daha kısa beraber olduk, umarım alan arkadaş keyfini çıkartır. Ben de kim bilir belki yıllar sonra burada bir başka vitesli motosikleti aldığımı yazarım.
Sözün özü dostlar, şimdi bir maxi skutır arası...😊
Herkese sevdiği, alabildiği motorla güzel günler, alamayanlara da en kısa zamanda daha iyilerini dilerim.
NOT: Tabii ki blog ve MotoHayat'da ikiteker ve hayata dair deneyimleri paylaşmaya devam edeceğim.
NOT 2:Konuyla ilgili detaylı bir de video çekmiştim, meraklısı mevzuyu oradan da izleyebilir.
Yağmurda motosiklet sürmeyi sev(e)medim gitti, videoda bu konuyu ve kendi yöntemimi anlatmayı denedim. Kimseye aldırış etmeyin, ön yargılara kulak asmayın, siz de benim gibi düşünüyorsanız bu işin riskini azaltmak elinizde...
Trafikte hepimizin yakındığı sinyal kolunu unutanlar, hiç kullanmayanlar, hatalı kullananlar hakkında youtube kanalımda ben de bir kaç kelam eyledim, üstelik çekim esnasında tesadüfen bir de trafik kuralını ihlal eden ticari araç sürücüsü görüntüledim.
Sinyal kolunun ne olduğunu bilmeyenler, bilip de kullanmayanlar izler umarım, izleyenler izlemeyenlere izletsin diyeyim. :))
Zor ama umarım bir gün bu memlekette herkes trafikte akıllı hareket edebilir.
Pazar günü Intercity İstanbul Park'da V Weekend Motoring 2019 Etkinliğine katıldık. Çokça beğendiğimizi söyleyemem.
Giriş ücretsizdi ama otopark 20 tl. İçeride yeme içme de fahiş fiyattan. Ayrıca otopark'a o parayı vermeyenler için yürüme mesafesi biraz fazla ama sonradan öğrendik ki, giriş kapılarında shuttle minibüsler işliyor, neyse ki dönüşte bindik de, çocukla filan iyice rezil olmadan aracımıza ulaştık. Yine de bir günü değişik geçirmek için gitmek isteyene gitme diyemeyiz.
Kısaca gezdik gördük, biz bi daha gider miyiz? Hayır gitmeyiz. Birazcık zengin işi festival kısacası.
Gidemeyenler üzülmesin devasa bi kayıp değil. :))
Meraklısı için de bu video ile paylaşalım dedik, kaçırdım diye üzülmeyin sıkıştırılmış videomuzu izleyin😉 Beğenirseniz bi çıtır aboneliğinizi alalım, yok beğenmezseniz de canınız sağ olsun, bi abonelik sizden kıymetli değil.😊
MotoHayat'ta, daha önce yazarak blogda da değindiğim "motosiklet pratik midir?" mevzusunu anlatmaya çalıştım. Video aşağıda. Bu konuda videodan daha detaylı paylaşımlarımsa blogdaki şu yazılarımdaydı:
Merhaba.
Dün itibariyle Dominar 400'umle de ilk 10.00km'yi devirdim, hem de tam servisin kapısından bakım için girdiğimde takometre tam 10.000 km gösteriyordu. 😃
Açıkçası bakımın kendisinden çok fiyatı etkiledi beni. 2019 Eylül ayı itibariyle 390 tl'cik verdim periyodik bakıma. Eskiden otomobil bakımlarına bu paraları verirdik, şimdi motosiklete verir olduk ki otomobilde iki katı oldu bu rakamlar hatta markaya göre 3 katı filan da oluyor otomobilde.
Neyse bakımda klasik şeyler oldu,
- Yağ
- Yağ filtresi
- Yağ süzgeci
- Hava filtresi değişti (ki değişmedi henüz çünkü servislerde de fabrika da da filtre yokmuş, 1 aya gelecek ve değişecez)
- Zincir temizleme yağlama
- Zincir bolluğu kontrolü.
Klasik şeyler yani.
10.000 km sonra Dominar'la aram nasıl, bir sorun var mı?
Midnight'ın en ufak bir sorunu yok, hala memnun olarak kullanıyorum. Açıkçası titreşimi dışında da olumsuz denebilecek bir yanı yok, ki titreşimi de artık beni çok etkilemiyor alıştık sanırım.
Bir sonraki 10.000'e kadar (yani 20k'ya) sanırım artık teknik bir şeylerden filan bahsetmeyeceğim.
Dominar sıkıntısızca beni işe götürüp getirmeye devam ediyor.
5000km'den bu tarafa ekstra olarak sadece orta sehpa taktım motora. Çok da iyi iş görüyor.
Uzatmayayım, Dominarla hala mutlu mesut bir beraberlik yaşamaktayız.
Darısı olmayanların başına...
"Motosiklet üstü hikayeler" ya da "Motosiklet ötesi hikayeler" diye bir seriye başladık youtube kanalımızda. Motosiklet tepesinden ama motosiklet dışı hikayeler bunlar hatta sadece hikayeler değil, ahval, şerait ve de dert yanmalar da dahil. Sizler de yorumlarınızla düşüncelerinizi paylaşabilir, katkıda bulunabilirsiniz. Amatör bir ruhla çekip paylaşıyoruz, beğenirseniz bi aboneliğinizi bi like'ınızı alırız efenim. Beğenmeyenin de canı sağ olsun!
İlk 3 hikaye aşağıda.
Blogumuzun youtube kanalını da kurmuştuk ve ara ara paylaştığımız videoları burada da duyuru mahiyetinde konu ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde yine amatörce moto-sohbet mahiyetinde bir de vlog'a başladık efendim, beğenilir, beğenilmez bilemiyorum ama azimle ara ara "videolu günlük" niyetine çekmeye devam edeceğiz, motovlog demek istemiyorum çünkü motosiklet selesinde olsa da farklı konulardan da dem vurmayı deneyeceğim, bu sebeple sadece vlog dedim.
Bu ilk çekimimiz oldukça amatörce ve ses kalitesi de pek iyi sayılmaz ama yine de bir ilk video olarak paylaşalım dedik. İzlemek için aşağıdaki videoya tıklamanız yeterli, destek olmak içinse abone olmak ve yandaki zile tıklamak zor bir şey değil tabii, olmazsanız da canınız sağ olsun. devasa beklentiler içinde değiliz, keyfe keder amatör ruhla deniyoruz. :)
Motosiklet kullanan herkesin mutlaka izlemesi gereken bir motosiklet belgeseli, daha önce blog'da fragmanını yayınladığımız ama belgeseli biraz gecikmeli yayınlanan Ordu - Texas nihayet yayında.
Ordulu Osman Gürsoy'un hikayesi adeta yerli "efsane adam" hikayesi. 19 kez vespa skutır ile Londra İstanbul arasını geçmek, o da yetmezmiş gibi Amerika turuna çıkmak, inanılmayacak ama gerçekleşmiş bir iş. Ve bunu bizden birinin yapmış olması ayrıca gurur verici bir şey.
Belgesel'in yapım ve yönetimi de bir motosiklet sevdalısı olan Tolga Başol'a ait, tanıyanlar onu Ride Must Go On sitesi ve kanalından hatırlayacaktır.
Belgeseli aşağıdaki Tolga Başol linkinden izlemenizi öneririm, onca emek için kendi linkini seçin izlemek için bence:
Kimimizin çok iyi bildiği, kimimizin bihaber olduğu ya da net bilmediği konu, " Motosikletliler emniyet şeridinde sürebilir mi? " konusu hakkında bir kaç kelam eyledik. Tabii ki yasal olarak tıpkı diğer tüm taşıtlar gibi sadece zorunlu hallerde emniyet şeridi kullanabiliriz, bunun dışında sürekli emniyet şeridinden sürmek motosiklete de yasak, pekiyi de neden ben de dahil emniyet şeridini kullanıyoruz, amatör bir ruhla açtığımız bloğumuzun video kanalında anlatmaya çalıştık.
Buyrun:
(Eskilerden, taa 2009'dan bir yazı...) Parktayım, çay içiyorum. Motosikletim de tam karşımda. Simit de
var, oh mis. Çok da tazeymiş simit. Zaten cebimde de simitle çay dışında yemeğe
verecek para yok. Neyse ki motorumda hala benzin var. Hava hafif rüzgarlı,
güneş de var, oh ne ala, daha ne ister insan. Parkın ağaçlarında asılı eski
püskü hoparlörlerden müzik yayını da var. Aman aman, her şey tam keyiflik. Eh
fukara keyfi de bu kadar oluyor işte, olsun çayın demli olması bile mutluluk
sebebi bu ahval ve şerait içinde.
Az sonra tam benim motorumun yanına başka bir 125cc
geliyor. Üstünden inen kara kuru, kavruk genç beni ne aralık görmüş bilmiyorum
ama sanki bana doğru seyirtiyor. Evet yanılmamışım bana doğru geliyor. Üstümden
başımdan anlamış olmalı diyorum içimden. İyice yaklaşınca:
- Abi motor senin mi? diyor
- Benim kardeş, hayırdır?
- Abi ben de bundan almak istiyorum da, bir kaç şey soracaktım.
- Yav sende zaten 125cc var, işte bu da aynı, napacan bundan alıp?
- Öyle deme abi bizimkisi Çin işi, artık dökülmeye başladı, deyip devamla
saydırıyor bir sürü soruyu. Kaça aldın, memnun musun, hızı nedir, sorun
çıkartıyor mu v.s. v.s.
Aradığı tüm cevapları alınca rahatlıyor.
- Kesin kararlıyım abi, yaz çıkmadan şu külüstürü bi satarsam alacam.
- Valla al ama 125cc'den inip 125cc'ye bineceksin ona göre, çok şey bekleme,
diyorum.
Yüzünde hüzünlü bir tebessümle,
- Biz gariban motorcuyuz abi, 125cc'den fazlası bize gelmez zaten, diyor.
Bir tuhaf oluyorum,
- Haklısın diyorum, inşallah bir gün daha güzellerini de alırsın!
- Sağol abicim, çok teşekkür ederim ilgilendiğin için, rahatsız ettim, kusura
bakma, diyor.
- Estağfurullah, ne rahatsızlığı, otur bi çay ısmarlayayım.
Yine hafiften tebessümle,
- Çok sağol abi, gideyim, iş güç var, diyor.
- Peki, diyorum.
Selam veriyor ve yavaş yavaş parktan çıkıyor. O
giderken kulak kabarttığım parkın eskimiş hoparlörlerinden "Gönlüme bir
ateş düştü, yanar ha yanar, yanar / Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar,
umar!" diyen Cem baba'nın sesi yükseliyor. Sanki onu yolcu ediyor
arkasından. İstesem bu şarkı çıkmazdı, diyorum kendi kendime. Yüzümde az önce
onunkinden devraldığım hüzünlü tebessümle çayımdan son yudumu alıyorum. Rüzgar
ağaçlardan düşen yaprakları havaya kaldırıyor, güneş dallar arasından
ışıklarını üstüme nişanlıyor. Bir çay daha içmek istiyorum, "bu da onun
yerine olsun" diyorum. Hayatta hep onların yerine başkaları yaşamıyor mu
zaten...