Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


Honda cbf150 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Honda cbf150 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Motosikletli Sabahlara Uyanmak!




    Motosiklet Macerama devam ederken arada yine eskilerden bir yazı aktaralım... 2007 yılından bir başka heyecanlı yazım.


Motosikletli Sabahlara Uyanmak!

     Bu sabah içimde tarif edemediğim bir heyecanla uyandım yine. Tarif edemiyorum çünkü bunun tarifi yapılamaz diye düşünüyorum. Ya da ben yapamıyorum belki de. Bu tarifsiz duygunun adı “motosiklet tutkusu” ve sadece motosiklet kullananlar bilir bu duyguyu. Hatta ve hatta motosiklet kullanmak da yetmez bu duyguyu anlamaya, motosikletle arasında ciddi bir bağ oluşmuş olanlar anlar ancak. Motosiklet kullanmaya başladıktan sonra hayatımın bunca önemli bir parçasını teşkil edeceğini düşünmemiştim doğrusu. Bilemiyorum belki de hayatımın en çetrefilli döneminde, en çok tutunacak dal aradığım döneminde çıkageldi motosiklet. Ne kadar da iyi etti hayatıma girmekle, ne kadar da iyi ettim onu tam da böyle bir dönemde hayatıma sokmakla. Bu sabahlara böyle uyanıyor olmak ne kadar da güzel oluyormuş. İnsanı insan yapan şeylerden biri de sanırım tutku. Hayatınızda tutkuyu kaybettiğiniz zaman o hayat çekilmez olmaya başlıyor. Zaten hayatın çekilmez ve tutkusuz olması için de milyonlarca neden var ne acı ki günümüz dünyasında. Bana da tam öyle olmaya başlamıştı işte. Yavaş yavaş hayata dair umutlarımı yitirmeye başlamıştım. Elle tutulur, gözle görülür bir çok şeyden vazgeçmeye, zevk almamaya başlamıştım. İnsanın insana yaptıklarını, dahası insanın kendisine yaptıklarını gördükçe, kutu gibi evlerde, sokaklarda, iş yerlerinde ve hatta park ve bahçelerde nasıl da robotik bir yaşam sürdüğümüzü fark ettikçe daha çok battığımı hissetmeye başlamıştım. Tüm bu olan bitenin üstüne bir de içime işleyen dev bir darbe yemiştim. Olan bitene anlam vermeye çaba göstermekten vazgeçmiş, tutunacak bir dal, tek bir dal ararken, taa çocukluk günlerimden bir şeyler koptu geldi ve bana telkinde bulundu sanki. Her şeye rağmen içimdeki ölmeyen çocuk, elimdeki üç beş kuruşla son bir oyuncak almamı söylüyordu bana. Oyuncaksız bıraktığımız için yaşamlarımızı bunca tükeniyorduk belki de. Hani çocukluk günlerimizin o elimizden bırakmadığımız tutkuyla sevdiğimiz oyuncakları? Neyse ki onlardan bir kaçı hala evimin baş köşesinde duruyordu. Ama içimdeki o çocuk yeni ve farklı aslında içimde ona yönelik duyguları hep beslediğim oyuncağı, o makineyi, motosikleti almamı söylüyordu ısrarla. En ummadığım zamanda, neredeyse tüm hayatımda hep yaptığım gibi bir anda gittim ve buluştum onunla. Bir motosiklet aldım. Aman ben ne yaptım! demeye kalmadı ki binli kilometreleri devirmiştim bile.
     Hiç ısınamadığım otomobil kabininden sonra, bisikleti andıran bu motorlu iki tekerli taşıt bana inanılmaz şeyler yaşatmaya başladı. Üzerine “Motorcu Olmak”la ilgili yazılar döşenmeye başladım. Ben onu sevdikçe o da bana tatmadığım duygular yaşatmaya başladı. Kaçış planlarıma ortak oldu, meğerse benden çok daha teşneymiş kaçıp gitmeye. Onun ruhunda varmış meğerse kaçmak. Bu beni daha da çok bağladı ona. Gittiğim yerlerde fazla durmamamı söylüyordu sanki, daha gidilecek çok yolun var yetişmek için menzile dercesine. Her seferinde yine kürkçü dükkanına, evime döndürmesini de bildi beni. Bütün yolculukların aslında en güzel anının eve, sevdiklerimize dönmek olduğunu hatırlattı kaç sefer. Her defasında eve dönmenin asıl tadını ise şimdilerde daha iyi anlıyorum. Neymiş biliyor musunuz dostlar? Motosikletli sabahlara uyanmakmış. Her sabah uyandığınızda kapınızın önünde daha gidilecek çok yolunuzun olduğunu hatırlatması imiş motosikletinizin size. Umut, Nietzsche’ye rağmen güzel bir şeydir dedirten şeymiş motosiklet ve Nietzshe’yi de yanınıza alarak yollara düşmekmiş. Belki de büyük filozof bugün yaşasaydı altında kükreyen bir cruiserla Zerdüşt’ün buyruklarını hepimize anlatmak için yollarda olacaktı kim bilir.
     Motosikletli sabahlara uyanmak, aslında ilk fırsatta kaçabileceğinizi hatırlamakmış. Kafanızdaki kaçış planını hep ama hep hazırda tutmakmış.
     Motosikletli sabahlara uyanmayı çok seviyorum.

Çağrı “Cloud” Ö.
Ağustos 2007, Kadıköy.

























Devam edecek...

Sonraki Yazı: Yeni Bir heyecan, İkinci Motosiklet
Önceki Yazı: İlk Gözağrıma Veda

7 Ağustos 2009 Cuma

İlk Göz ağrıma Veda


    İlk Vitesli motosikletim olan Honda cbf150'yi yaklaşık bir yıl ve 7300 km kullandıktan sonra sattım. Aslında şimdilerde düşündüğümde en azından bir 15 - 20 bin kilometre kullanabilirmişim diyorum. Ama o zaman ille de bir cruiser kullanma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Öncelikle motorumu satışa koydum. Sonra da 250cc'lik yeni bir motor arayışına girdim.

    İlk motor olarak Honda cbf150 bana çok şey öğretti, çok şey kazandırdı. Açıkçası acemi bir sürücü için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri olduğunu düşünüyorum. Ekonomik, yedek parçası ucuz, fiyatı ucuz, bir yerine bir şey olduğunda çok fazla canınızı sıkmayacak bir motor. Yani yeni başlayan biri için biçilmiş kaftan. Üstelik hatalarınızı da kolayca tolere edebilen bir makina. Bana 7300 km boyunca sorunsuzca arkadaşlık etti. Ve ben motorculuk hayatımın bu ilk kilometrelerinde hiç kaza yapmadan harika bir deneyim yaşadım.


    Satışa koyduktan sonra onunla, eşimi de alarak bir uzun yol daha yaptık, yine atalarımın topraklarına Sakarya'ya uzandık, orada bir gece konakladıktan sonra ertesi gün döndük. Bu gezi de ilk gözağrımla son uzun yolum oldu. Satışa koyduktan iki hafta sonra da satıldı. Bense daha onu satmadan gönlümü 250cc'lik bir cruiser'a kaptırmıştım bile, Hyosung GV 250 Aquila.

    Bundan sonraki bölümlerde ikinci motorumla kısa da olsa yaşadığım deneyimleri aktarmayı deneyeceğim. Ama ilk motosiklet mevzusunu kapatmadan önce bir kaç söz daha etmek istiyorum. Reşat Arbaş üstadımız Motosiklet Teorisi'nde der ki: "125 ya da 250cc bir motosiklet sadece başlangıç için değildir, bir ömür boyu kullanabileceğiniz bir alettir" ya da buna benzer bir cümle, üstadın affına sığınıyorum. Açıkçası cbf150 deneyimim bana bunun çok doğru bir cümle olduğunu öğretti, daha da açığı şu an bindiğim üçüncü motosikletim olan ve hali hazırda 13 ayda 13.000 kilometre yol yaptığım Yamaha YBR 125'im bunun neredeyse tam da böyle olabileceğinin ispatı gibi.


                                      (Motosiklete iyi bir başlangıç yapmamı sağlayan ilk motosikletim Honda cbf150)

    Motosiklet işinde ekonomik şartlarınızın da büyük önemi var şüphesiz. Ve ne yazık ki ülkemizde motosiklet kullanmayı tercih etmek şayet 250cc üstü bir motor almaya niyetliyseniz oldukça pahalı bir hobi haline dönüşüyor. Zira büyük cc motosikletlerin hem kendileri hem yakıt tüketimleri hem de servis ve yedek parçaları oldukça yüksek fiyatlara mal olmakta. Bu sebeple 125 - 250cc arası vitesli motosikletler, motosiklete gönül verip de bir otomobil fiyatına motosiklet alamayanların ya da bir motosiklete o kadar para vermeyi istemeyenlerin imdadına yetişiyorlar. Açıkçası kişisel olarak, şayet başlangıçta en az 500 cc bir motosiklet tercih etmeye kalksaydım sanırım ona sahip olabilmek için ya bankalara borçlanacaktım ya da hala para biriktiriyor olacaktım. Oysa ben bu süreçte hem üç farklı markayı hem de üç farklı motosikleti deneyimlemiş oldum, hem ekonomik açıdan sarsılmadım hem de neredeyse 25.000 kilometrelik bir motosiklet sürüş deneyimi edinmiş oldum. Yanı sıra lüks motosikletime bir şey olacak korkusuyla tedirgin davranmaktan da kurtarmış oldum. Bunlar benim kişisel fikirlerim tabii.

    Maddi durumunuz büyük cc'lere ulaşmaya elverişli bile olsa bence yine de ilk motorunuzun tercihini, hem kendi güvenliğiniz açısından hem de dilediğinizce (yani motorun bir yerine bişey olacak diye fazlaca sakınmadan) binebilmeniz açısından 125 - 250 cc arası bir motordan yana yapmanız yerinde bir davranış olacaktır. Küçük cc motosikletler gerek ağırlık, gerek güç, gerekse hızları bakımından acemilik döneminizdeki hatalarınızı çok daha kolay tolere ederler. Neredeyse bütün motosiklet eğitmenleri ve ustaları da bunun böyle olduğunda hemfikir gibidir. En azından benim tanıdığım duyduğum, bildiğim tüm üstatlar ve hocalar bunu savunuyorlar. Hatta Honda Güvenli Sürüş Eğitimindeki hocama cbf150'den sonra cbf500 düşünüyorum dediğimde, ikisi arasında bir süre bir 250cc kullanmamı tavsiye etmişti. Hem her cc'den bir motosiklete binersin hem de gücü yavaş yavaş kontrol etmeyi öğrenirsin diye de eklemişti. Onu dinledim. Aslında benim maddi imkanlarımın da bunda etkisi vardı tabii.
















Devam edecek...

 Sonraki Yazı: Motosikletli Sabahlara Uyanmak
Önceki Yazı: İlk Motorla Gezilere Devam







NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!