Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


Honda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Honda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2009 Pazar

Cruiser'la cruising ?



    Yeni cruiser motosikletimle sonbahardan kışa geçişimize rağmen yaza kadar tecrübe edinmek amacıyla gezinmelere başladım hemen tabii. İlk motosikletime göre epeyce farklılık ihtiva ediyordu elbette. Bu farkların en önemlisi oturuş pozisyonu idi. Bir cruiser'da ayaklarınız oturduğunuz yerin ilerisinde olduğu için belinize daha fazla yük biner. Gidon da daha yukarıda ve geniş olduğu için kollar birazcık daha açık ve yukarıda kalır. Benim gibi uzun boylu bir adam için ise en önemli problem motorun yere fazlasıyla yakın oluşu ve duracak kadar yavaşladığımda bacaklarımı yere koyma durumlarında rahatsızlık hissediyor oluşum oldu. Bunu ilk zamanlar anlayamamış olsam da özellikle artçılı sürüşlerde ve aşırı dur kalklı sıkışık trafikte bir süre sonra bacaklarım kasıklardan rahatsız etmeye başladı. Ayrıca daha önceden forumlarda ve bazı cruiser deneyimi yaşamış arkadaşlardan duymuş olduğum, bu tür motosikletlerin frenajının çok iyi olmadığı yolundaki söylentinin birazcık doğru olduğunu öğrenmiş oldum. Motor 165 kilo idi ve özellikle iki kişi ile biraz hız yaparsanız durmanız gerektiğinde sanki duramayacakmış gibi davranış sergiliyordu. Şüphesiz bu hissiyatta benim cbf150'nin 150 cc motoruna rağmen gayet başarılı frenajının etkisinde kalmış olmam da yatıyordu.



   Çok açık söylemem gerekirse çocukluğumdan bu yana hayranı olduğum cruiserların aslında benim fiziki yapımla çok da uyumlu motosikletler olmadığını düşünmeye başladım. Şayet boyum 1.85 değil de 1.70 filan olsaydı, daha kısa bacaklarla bu alette çok daha rahat edebilirdim. Ama Aquila'mla her sıkışık trafikte ve dur kalkta giderek benim yapımın yüksek seleli bir enduro ya da hiç değilse bir naked motosiklete daha uygun olduğuna karar vermeye başladım. 85 cm yükseklikte bir sele ile bacaklarımı rahatça dizden fazlaca kırmadan aşağıya uzatmak kim bilir ne büyük rahatlık olurdu. (Halen bindiğim YBR125'imin 75 cm sele yüksekliği bile zaman zaman kısa gelir bana)

    Anatomik yapımın - özellikle uzun bacaklarımın - cruiser konusunda beni hayal kırıklığına uğratacağını hiç düşünmemiştim doğrusu. Ama öyle oldu. Benim gibi ileriye dönük uzun uzun yol planları yapan bir adamın motosikleti kesinlikle bir cruiser ya da chopper olmamalıydı, Aquila en azından bunu anlamamı sağlamış oldu.

    Gelelim sürüş kısmına. Virajlarda motor uzun boyu ve rake açısıyla ısrarla virajın dışına doğru çıkmak istiyordu ve adeta bana "Benimle virajlara fazla hızlı girmesen iyi olur dostum" diyordu. Zamanla ustaların bahsettiği viraj çizgisini kaybederseniz dizinizle motorun eski çizgisine dönmesine yardımcı olun" sözünün ne demek olduğunu anlamaya başlamış oldum. Yeni motor yeni deneyimler demekti ve bir anlamda iyi de oluyordu doğrusu. Motorun titreşimi de bir cruiser'a göre az olsa da belli devirlerde ve hızlarda aynalardan arkayı seçemeyecek hale gelecek kadar fazlaydı. Doğrusu cbf150'nin neredeyse sıfıra yakın (ki ben hiç aynalarda titreşim görmedim 7300 km boyunca) titreşiminden sonra bu durum da canımı sıkmaya başlamıştı.
Pekiyi de bu motorun hiç iyi yanı yok muydu?, vardı tabii, bir kere fazlasıyla dengeliydi, neredeyse duracak kadar yavaş süratlerde bile ayaklarınızı yere koymayacağınız kadar dengeli idi. Güçlü idi, iki kişi ile bile sanki tek başınıza kullanıyormuşsunuz gibi rahat sürüyordunuz. Kısa mesafelerde bacaklarınızı ileri uzattığınız için biraz daha rahattı. (Uzun mesafe hiç denemediğim için sallamayayım, ama yarım saatin üstündeki sürüşlerde özellikle sırtımı ağrıtıyordu)

    Motosikletin kişisel olarak benim tespit ettiğim sürüşe yönelik sorunlarının yanı sıra servis ağı, o dönemki distribütörünün ilgisizliği ve düşündüğümden çok daha pahalıya gelen masrafları beni kısa zamanda ne yazık ki hayal kırıklığına uğrattı. Bunlara ve kış mevsimine rağmen 6 ay 2200 km kadar kullandım. Bu esnada yine İstanbul civarında bazı geziler de yaptım. Bunlardan en akılda kalıcı olanı sanırım Kemerburgaz gezimdi. Sonraki yazı da o gezinin raporunu aktaracağım.

    Daha önce de bahsettiğim gibi motosiklete yeni başlayacak biri için ilk motosikletin önemi büyük. Ben ilk motosiklet olarak cbf150 yerine Aquila'yla başlasaydım benim için tatsız bir deneyim olacaktı diye düşünüyorum. Tabii şu da var, belki de Aquila ile başlasaydım, cbf150'nin rahatlığını bilmediğim için bu cruiser bana çok rahat gelebilirdi. Ama ilk motosiklet olarak Honda cbf150 gibi kendisinden beklenmeyecek kadar sorunsuz ve rahat bir motora binince bundan sonraki motorlarınızda da o rahatlığı ve sorunsuzluğu arıyorsunuz doğrusu. Bir de kişisel olarak ben, motosikletin sorunlarına değil de bana yaşatacağı güzelliklere odaklanmak isteyen bir sürücü olduğum için, servislerde çokça vakit geçirmek istemeyen biriyimdir. Motosikletim periyodik bakımlar dışında servise uğratmazsa beni ne ala diye düşünürüm hep. Ve ne yazık ki Hyosung ile 2200 km'de uğradığım servis sayısı cbf150'nin neredeyse 2 katı oldu diyebilirim. Şüphesiz bunda benim motosikletimin sorunsuzluğu konusunda biraz fazla titizlenmemin de etkisi vardır. Ancak dediğim gibi ilk kez motosiklet alacaksanız tipine, süsüne aldırmayın ve o dönem piyasadaki en sorunsuz marka ve modele odaklanın derim. Çünkü ilk motosiklet (kastım vitesli motosiklettir, skutırlar ayrı bir kategori bana göre) size motosikletli yaşamınızın geleceği hakkında çok fazla veri sunacaktır emin olun.


Devam edecek... 

 Sonraki Yazı: Kış Ortasında Kemerburgaz
Önceki Yazı: Yeni Bir Heyecan İkinci Motosiklet





7 Ağustos 2009 Cuma

İlk Göz ağrıma Veda


    İlk Vitesli motosikletim olan Honda cbf150'yi yaklaşık bir yıl ve 7300 km kullandıktan sonra sattım. Aslında şimdilerde düşündüğümde en azından bir 15 - 20 bin kilometre kullanabilirmişim diyorum. Ama o zaman ille de bir cruiser kullanma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Öncelikle motorumu satışa koydum. Sonra da 250cc'lik yeni bir motor arayışına girdim.

    İlk motor olarak Honda cbf150 bana çok şey öğretti, çok şey kazandırdı. Açıkçası acemi bir sürücü için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri olduğunu düşünüyorum. Ekonomik, yedek parçası ucuz, fiyatı ucuz, bir yerine bir şey olduğunda çok fazla canınızı sıkmayacak bir motor. Yani yeni başlayan biri için biçilmiş kaftan. Üstelik hatalarınızı da kolayca tolere edebilen bir makina. Bana 7300 km boyunca sorunsuzca arkadaşlık etti. Ve ben motorculuk hayatımın bu ilk kilometrelerinde hiç kaza yapmadan harika bir deneyim yaşadım.


    Satışa koyduktan sonra onunla, eşimi de alarak bir uzun yol daha yaptık, yine atalarımın topraklarına Sakarya'ya uzandık, orada bir gece konakladıktan sonra ertesi gün döndük. Bu gezi de ilk gözağrımla son uzun yolum oldu. Satışa koyduktan iki hafta sonra da satıldı. Bense daha onu satmadan gönlümü 250cc'lik bir cruiser'a kaptırmıştım bile, Hyosung GV 250 Aquila.

    Bundan sonraki bölümlerde ikinci motorumla kısa da olsa yaşadığım deneyimleri aktarmayı deneyeceğim. Ama ilk motosiklet mevzusunu kapatmadan önce bir kaç söz daha etmek istiyorum. Reşat Arbaş üstadımız Motosiklet Teorisi'nde der ki: "125 ya da 250cc bir motosiklet sadece başlangıç için değildir, bir ömür boyu kullanabileceğiniz bir alettir" ya da buna benzer bir cümle, üstadın affına sığınıyorum. Açıkçası cbf150 deneyimim bana bunun çok doğru bir cümle olduğunu öğretti, daha da açığı şu an bindiğim üçüncü motosikletim olan ve hali hazırda 13 ayda 13.000 kilometre yol yaptığım Yamaha YBR 125'im bunun neredeyse tam da böyle olabileceğinin ispatı gibi.


                                      (Motosiklete iyi bir başlangıç yapmamı sağlayan ilk motosikletim Honda cbf150)

    Motosiklet işinde ekonomik şartlarınızın da büyük önemi var şüphesiz. Ve ne yazık ki ülkemizde motosiklet kullanmayı tercih etmek şayet 250cc üstü bir motor almaya niyetliyseniz oldukça pahalı bir hobi haline dönüşüyor. Zira büyük cc motosikletlerin hem kendileri hem yakıt tüketimleri hem de servis ve yedek parçaları oldukça yüksek fiyatlara mal olmakta. Bu sebeple 125 - 250cc arası vitesli motosikletler, motosiklete gönül verip de bir otomobil fiyatına motosiklet alamayanların ya da bir motosiklete o kadar para vermeyi istemeyenlerin imdadına yetişiyorlar. Açıkçası kişisel olarak, şayet başlangıçta en az 500 cc bir motosiklet tercih etmeye kalksaydım sanırım ona sahip olabilmek için ya bankalara borçlanacaktım ya da hala para biriktiriyor olacaktım. Oysa ben bu süreçte hem üç farklı markayı hem de üç farklı motosikleti deneyimlemiş oldum, hem ekonomik açıdan sarsılmadım hem de neredeyse 25.000 kilometrelik bir motosiklet sürüş deneyimi edinmiş oldum. Yanı sıra lüks motosikletime bir şey olacak korkusuyla tedirgin davranmaktan da kurtarmış oldum. Bunlar benim kişisel fikirlerim tabii.

    Maddi durumunuz büyük cc'lere ulaşmaya elverişli bile olsa bence yine de ilk motorunuzun tercihini, hem kendi güvenliğiniz açısından hem de dilediğinizce (yani motorun bir yerine bişey olacak diye fazlaca sakınmadan) binebilmeniz açısından 125 - 250 cc arası bir motordan yana yapmanız yerinde bir davranış olacaktır. Küçük cc motosikletler gerek ağırlık, gerek güç, gerekse hızları bakımından acemilik döneminizdeki hatalarınızı çok daha kolay tolere ederler. Neredeyse bütün motosiklet eğitmenleri ve ustaları da bunun böyle olduğunda hemfikir gibidir. En azından benim tanıdığım duyduğum, bildiğim tüm üstatlar ve hocalar bunu savunuyorlar. Hatta Honda Güvenli Sürüş Eğitimindeki hocama cbf150'den sonra cbf500 düşünüyorum dediğimde, ikisi arasında bir süre bir 250cc kullanmamı tavsiye etmişti. Hem her cc'den bir motosiklete binersin hem de gücü yavaş yavaş kontrol etmeyi öğrenirsin diye de eklemişti. Onu dinledim. Aslında benim maddi imkanlarımın da bunda etkisi vardı tabii.
















Devam edecek...

 Sonraki Yazı: Motosikletli Sabahlara Uyanmak
Önceki Yazı: İlk Motorla Gezilere Devam







5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bu İş Eğitim de İster!


    Motosikletimi almadan önce, daha önce de bahsettiğim gibi sanal alemde gerek teknik bilgi gerekse sürüş bilgisi üzerine epeyce araştırmalar yapmıştım. Geceleri sabahlara katarak okudum, okudum. Sonra bir gün kitapçının birinde Motosiklet Teorisi kitabına rastladım ve motosiklet almaya karar vermiş biri olarak hemen satın aldım. Sonradan öğrendim ki zaten kitap ve yazarı sevgili Reşat Arbaş, Donald Duck takma adıyla internette ve motor camiasında epeyce tanınmış biriymiş. Motosiklet Teorisi gerçekten de daha motosiklet almadan motosiklete ve motorculuğa bakış açımı değiştirdi diyebilirim. Bu işe belli bir bilinçle adım atmamı sağladı. Motorumu aldıktan sonra da ilk günlerimi atlatmamda epeyce faydası dokundu. Ama öğrendim ki bir de motosikletin eğitimini profesyonel hocalarca veren merkezler varmış. Ben bunlardan Honda Motosiklet Eğitim Merkezi'nde karar kıldım. Ama Honda'dan eğitim almak öyle kolay değilmiş meğerse. Öncelikle eğitim tarihlerinin açılmasını beklemek gerekiyormuş ve de öyle hızla kayıtlar tükeniyormuş ki hızlı hareket etmeyenler açıkta kalıyor ve bir dahaki dönemi beklemeleri gerekiyormuş. Bana da ilk denemem de öyle oldu. Bir anlamda iyi de oldu aslında ben de eğitimlere kaydımı yaptırana kadar motorumla 3500 kilometre kadar yol yapmış oldum. Bu arada kendime güvenim de birazcık daha arttı. Ekim ayında aldığım motosikletimin altı ayı dolmuştu ki, ben de Nisan ayında Honda'nın Güvenli Sürüş 2 eğitimine katılmış oldum. Eğitim iki tam gün sürdü. Detaylarına çok girmeyeceğim ama eğitim sonrasında sürüşümde bariz değişiklikler olduğunu ve kendime çok daha fazla güvenimin geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle frenaj ve viraj alma konusunda teorik olarak bildiğim ama çokça iyi uygulayamadığım şeyleri daha iyi uygular hale geldim. Eğitimde öğrendiklerimi, eğitim sonrasında da zaman zaman trafiğe kapalı alanlara gidip tekrar etmeye başladım. Değişim konusunda örnek verecek olursam, eğitim öncesinde işe giderken girdiğim keskin bir viraj vardı ve ben bu viraja çok tedirgin giriyordum, ama eğitim sonrasında gördüm ki uygun hızda ve uygun noktaya bakarak bu virajı dönmek hiç de sandığım kadar zor değilmiş.

    Eğitimin bana kattığı en önemli şey, motor eğitimlerinde ve özellikle Motosiklet Teorisi'nde sıkça bahsi geçen "Nereye bakarsan, oraya gidersin!" kuralının tamamen doğru olduğu gerçeğini iyice kavramam oldu diyebilirim. Gerçekten de eğitim öncesinde sıradan bir virajı bile bu bakış olayını tam anlamıyla uygulamadığım daha doğrusu uygulayamadığım için sıkıntıyla alıyordum. Oysa eğitimler esnasında gördüm ki doğru yere bakılırsa dar alanlarda bile dönüşler rahatlıkla yapılabiliyormuş. Kafanı doğru yere çevirirsen bir daire etrafında benzinin bitene kadar dönebilirmişsin bunu anladım. Evet bazı şeyleri anlamak bir miktar nakit kaybına sebep oluyor, kabul etmek lazım. Ama can kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlemek gerek bu işlerde.

    Güvenli Sürüş Eğitiminin ardından, üyesi olduğum bazı motosiklet web sitelerinin düzenlediği seminerlere katıldım, kimisi bireysel motosiklet eğitmenleri tarafından, kimisi de eğitim merkezleri tarafından veriliyordu. Bunlar arasında BMW Rider Academy'nin teorik eğitim semineri de vardı. Orada da özellikle grup sürüşü üzerine bir takım yanlışları ve doğruları kavradım mesela.

    Aslında bu eğitim işi sürekli devam ettirilecek bir şey. Ben de halen elimden geldiğince eğitim almaya ya da okuyup pratik yapmaya devam ediyorum. En son geçtiğimiz fuar döneminde, fuar kapsamında EMOK ve Vespa Sürüş Akademisi'nin seminerlerine katıldım. Her fırsatta da ciddi motosiklet gruplarının ya da derneklerinin bülten, eğitim yazısı ya da internet forumlarındaki özellikle eğitimle ilgili başlıklarını takip ediyorum.

    Şüphesiz maddi imkanlarım el verdiğince eğitim kurumlarının daha ileri seviye eğitimlerine de katılmak niyetindeyim. Ve açıkçası bu eğitimlere katılma fikri bile beni heyecanlandırıyor.

    Yani klasik deyimle her işte olduğu gibi motosiklet işinde de eğitim şart!





(cbftürkiye motosiklet grubunun düzenlediği bir eğitim esnasında)





Devam edecek.... 






3 Ağustos 2009 Pazartesi

İlk Motosiklet İlk Deneyimler




    İlk motosikletimin plaka ruhsat işlemlerinin halledilmesi için beklemem gereken iki günü iple çektikten sonra o sabah erkenden uyandım. Şimdi motosikleti bayiiden alıp eve getirme heyecanı sarmıştı her yanımı. Doğrusu sürücü kursunda epeyce bir vitesli motosiklet kullanma şansım olmuştu. Ama üzerinden bir kaç ay geçmiş ve o esnada da hiç motor kullanmamıştım. Şimdi motoru bayiiden alıp trafikte eve getirmem gerekiyordu ve ben birazcık korkuyordum doğrusu, çünkü daha önce trafikte hiç vitesli bir motosiklet kullanmamıştım. Tek avuntum, bayiinin evime oldukça yakın oluşuydu. Montumu giydim, kaskımı elime aldım ve yürümeye başladım.
    Bayiinin kapısından içeri girdiğimde heyecanım birazcık yatışmıştı. Görüntü olarak heyecanını dışa yansıtmayan bir adam olduğumdan mağazadaki satış sorumlusu halimin farkında değildi. Bir iki hoş beş, imzalamam gereken belgeler, çay faslı derken iyiden iyiye rahatladım. İçimden, "Kullanacaksın, madem bu işe soyundun buradan eve bu motoru götüreceksin" diyordum.
    Satış sorumlusu belgeleri teslim etti, sonra anahtarı alarak kapı önünde kırmızısının parıltısı ile bizi bekleyen motorumun yanına gittik birlikte. "Bu motor benim iki gün önce gördüğümden daha mı büyük ne?" dedim yine içimden. Sonra da "Sakin ol oğlum, yok öyle bir şey, 150cc motor işte" dedim.
    Motorun çalışmasını, jikle ile ısıtılmasını gösterdikten sonra satış sorumlusu bey "Sorun yok değil mi, buradan eve götürebilirsiniz herhalde?" dedi. "Bakacağız, götüremezsem geri döner sizi çağırırım"dedim gülerek. "Valla bugün hiç kimse yok dükkanda, yoksa motoru onlarla gönderirdim" dedi. "Neyse sorun değil, ben bunu hallederim" dedim. Kaskımı taktım. Motorun selesine oturdum. Heyecan hat safhada, o an suratım ne halde bilmiyorum ama, kasktan dolayı belli olduğunu sanmıyorum. "Haydi selametle, dikkatli gidin" diyor. Bense ilk kalkıştan bir kaç metre sonra motoru stop ettirerek, epeyce dikkatli gideceğimin ilk sinyalini veriyorum. Nedense sürücü kursunda da motosikleti kaldırma konusunda bir müddet sorun yaşamıştım. Hemen yanıma geliyor, "Debriyajı hemen bırakmayın, yavaş yavaş"diyor. Bir kaç kez daha stop ettirdikten sonra nihayet motoru hafiften bağırtarak yola çıkıyorum. Tabii ilk durmam gereken yerde yine motoru stop ettiriyorum. Sonra yeniden "Marşa bas, debriyajı yavaş yavaş bırak, gazı artır, ııın, ıın ııııınnn, işte gidiyoruz. Aman kenardan, zaten yolun kısa aman diyim" diye kendimi motive ederek ve Ekim ayında epeyce bir kan ter içinde kalarak nihayet evimin önüne motoru getirmeyi başarıyorum. Nasıl bir heyecan, nasıl bir çocukça sevinç anlatamam.
    Artık benim de bir motosikletim var, ayağımı yerden kesecek, kimbilir ne geziler yaptıracak bana. Motordan inip hafiften titreyen bacaklarıma aldırış etmeden bir kaç metre açılarak seyrediyorum bir süre onu. Annem pencereden aşağı bakıyor, "Ooo bu bayağı büyük motormuş" diyor "Hadi hayırlı olsun!" diye de ekliyor. "Hadi yukarı gel de kahvaltı edelim" diyor "Hemen geliyorum" desem de aslında motorumun başından ayrılmak istemiyorum. Merdivenlerden çıkarken o sırada iş yerinde olan eşime cep telefonumdan mesaj atıyorum,

"Artık bir motosikletimiz var bebeğim!"

                                                                                    *

    O ilk gün kendimi o kadar acemi hissediyordum ki, motorun deposunda beni sadece eve getirecek kadar benzin oluşunu bilmeme rağmen, o trafikte motora tekrar binip benzin istasyonuna gitmeye cesaret edemedim. Elime bir bidon alarak gidip bir kaç litre benzin aldım ve gelip depoya doldurdum. Şimdilerde bunları hatırlayınca gülümsüyorum. Daha önceden evin hemen yakınındaki otoparkta motosikletim için yer ayarladığımdan akşam üstü kapının önünde duran motosikletimle bir kaç poz fotoğraf çektikten sonra yavaş yavaş otoparka doğru yollandım.



                                                                                     *

    Ertesi gün motosiklete kilit almak için yürüyerek gittiğim mağazanın sahibi, "Motosiklet nerde abi?" diye soruyor. "Vallahi, motosiklet otoparkta, benim ilk motorum daha, ancak mahalle aralarında ve kapalı alanlarda tecrübe edeceğim" diyorum. "Abi birkaç gün mahallede takıl motorun kalkışını, vitesini kavra, sonra bir haftasonu sabah erkenden trafik yokken at kendini sahil yoluna, sağ şeritten Kadıköy'den Tuzla'ya kadar git gel. Bunu iki üç kez yaptığında bu iş biter, heyecan filan kalmaz, yaza istediğin yere gidersin" diyor. Bu fikir kulağıma hoş gelse de bir hafta kadar Salı Pazarı'nın trafiğe kapalı alanında Motosiklet Teorisi kitabını da yanıma alarak, kitabın son kısmındaki yeni başlayanlar için kurs bölümünü hayata geçirmeye karar veriyorum.

    Bu şekilde bir hafta boyunca izinli olduğum her gün sabah erkenden kalktım ve evden alana kadar gidip bir saat kadar idman yaptım. Bir haftanın sonunda yine bir sabah erkenden kalkıp bütün ekipmanlarımı ve cesaretimi kuşanarak sahil yoluna çıktım. En sağ şeritten yavaş yavaş rodajdaki motorumla kısa aralarla molalar vererek Tuzla'ya kadar gittim. Müthiş bir deneyimdi, sanki yüzlerce kilometre yapmış gibi hissediyordum.

    Bu ilk sefer gerçekten de kendime güvenimi getirmişti ve bunu neredeyse bir ay boyunca her fırsatta tekrar ettim. İyiden iyiye motoru rahatlıkla kaldırmaya, vites geçişlerinde sorun yaşamadan sürmeye başlar oldum.
Bir ayın sonunda hem motorumun, hem de benim rodajımız tamamlanmıştı. Şaşırtıcı bir şekilde bir ayda bin kilometre yol yapmıştım. Bunu sadece izinli olduğum günlerde yaptığımı düşünürsek bir aydan daha kısa bir süreydi diyebiliriz. Aşağı yukarı yirmi gün almıştı tüm bu olan biten. Kaybettiğim yılların acısını çıkartırcasına ve kış mevsimine rağmen neredeyse her gün motosiklete biner olmuştum.


Devam edecek...


Sonraki Yazı: Motosiklet Üstüne İlk Yazılar
Önceki Yazı.: Sanaldan Gerçeğe - İlk Motosikletim







NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!