Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Ç.Ö.


9 Ağustos 2009 Pazar

Cruiser'la cruising ?



    Yeni cruiser motosikletimle sonbahardan kışa geçişimize rağmen yaza kadar tecrübe edinmek amacıyla gezinmelere başladım hemen tabii. İlk motosikletime göre epeyce farklılık ihtiva ediyordu elbette. Bu farkların en önemlisi oturuş pozisyonu idi. Bir cruiser'da ayaklarınız oturduğunuz yerin ilerisinde olduğu için belinize daha fazla yük biner. Gidon da daha yukarıda ve geniş olduğu için kollar birazcık daha açık ve yukarıda kalır. Benim gibi uzun boylu bir adam için ise en önemli problem motorun yere fazlasıyla yakın oluşu ve duracak kadar yavaşladığımda bacaklarımı yere koyma durumlarında rahatsızlık hissediyor oluşum oldu. Bunu ilk zamanlar anlayamamış olsam da özellikle artçılı sürüşlerde ve aşırı dur kalklı sıkışık trafikte bir süre sonra bacaklarım kasıklardan rahatsız etmeye başladı. Ayrıca daha önceden forumlarda ve bazı cruiser deneyimi yaşamış arkadaşlardan duymuş olduğum, bu tür motosikletlerin frenajının çok iyi olmadığı yolundaki söylentinin birazcık doğru olduğunu öğrenmiş oldum. Motor 165 kilo idi ve özellikle iki kişi ile biraz hız yaparsanız durmanız gerektiğinde sanki duramayacakmış gibi davranış sergiliyordu. Şüphesiz bu hissiyatta benim cbf150'nin 150 cc motoruna rağmen gayet başarılı frenajının etkisinde kalmış olmam da yatıyordu.



















   Çok açık söylemem gerekirse çocukluğumdan bu yana hayranı olduğum cruiserların aslında benim fiziki yapımla çok da uyumlu motosikletler olmadığını düşünmeye başladım. Şayet boyum 1.85 değil de 1.70 filan olsaydı, daha kısa bacaklarla bu alette çok daha rahat edebilirdim. Ama Aquila'mla her sıkışık trafikte ve dur kalkta giderek benim yapımın yüksek seleli bir enduro ya da hiç değilse bir naked motosiklete daha uygun olduğuna karar vermeye başladım. 85 cm yükseklikte bir sele ile bacaklarımı rahatça dizden fazlaca kırmadan aşağıya uzatmak kim bilir ne büyük rahatlık olurdu. (Halen bindiğim YBR125'imin 75 cm sele yüksekliği bile zaman zaman kısa gelir bana)

    Anatomik yapımın - özellikle uzun bacaklarımın - cruiser konusunda beni hayal kırıklığına uğratacağını hiç düşünmemiştim doğrusu. Ama öyle oldu. Benim gibi ileriye dönük uzun uzun yol planları yapan bir adamın motosikleti kesinlikle bir cruiser ya da chopper olmamalıydı, Aquila en azından bunu anlamamı sağlamış oldu.

    Gelelim sürüş kısmına. Virajlarda motor uzun boyu ve rake açısıyla ısrarla virajın dışına doğru çıkmak istiyordu ve adeta bana "Benimle virajlara fazla hızlı girmesen iyi olur dostum" diyordu. Zamanla ustaların bahsettiği viraj çizgisini kaybederseniz dizinizle motorun eski çizgisine dönmesine yardımcı olun" sözünün ne demek olduğunu anlamaya başlamış oldum. Yeni motor yeni deneyimler demekti ve bir anlamda iyi de oluyordu doğrusu. Motorun titreşimi de bir cruiser'a göre az olsa da belli devirlerde ve hızlarda aynalardan arkayı seçemeyecek hale gelecek kadar fazlaydı. Doğrusu cbf150'nin neredeyse sıfıra yakın (ki ben hiç aynalarda titreşim görmedim 7300 km boyunca) titreşiminden sonra bu durum da canımı sıkmaya başlamıştı.
Pekiyi de bu motorun hiç iyi yanı yok muydu?, vardı tabii, bir kere fazlasıyla dengeliydi, neredeyse duracak kadar yavaş süratlerde bile ayaklarınızı yere koymayacağınız kadar dengeli idi. Güçlü idi, iki kişi ile bile sanki tek başınıza kullanıyormuşsunuz gibi rahat sürüyordunuz. Kısa mesafelerde bacaklarınızı ileri uzattığınız için biraz daha rahattı. (Uzun mesafe hiç denemediğim için sallamayayım, ama yarım saatin üstündeki sürüşlerde özellikle sırtımı ağrıtıyordu)

    Motosikletin kişisel olarak benim tespit ettiğim sürüşe yönelik sorunlarının yanı sıra servis ağı, o dönemki distribütörünün ilgisizliği ve düşündüğümden çok daha pahalıya gelen masrafları beni kısa zamanda ne yazık ki hayal kırıklığına uğrattı. Bunlara ve kış mevsimine rağmen 6 ay 2200 km kadar kullandım. Bu esnada yine İstanbul civarında bazı geziler de yaptım. Bunlardan en akılda kalıcı olanı sanırım Kemerburgaz gezimdi. Sonraki yazı da o gezinin raporunu aktaracağım.

    Daha önce de bahsettiğim gibi motosiklete yeni başlayacak biri için ilk motosikletin önemi büyük. Ben ilk motosiklet olarak cbf150 yerine Aquila'yla başlasaydım benim için tatsız bir deneyim olacaktı diye düşünüyorum. Tabii şu da var, belki de Aquila ile başlasaydım, cbf150'nin rahatlığını bilmediğim için bu cruiser bana çok rahat gelebilirdi. Ama ilk motosiklet olarak Honda cbf150 gibi kendisinden beklenmeyecek kadar sorunsuz ve rahat bir motora binince bundan sonraki motorlarınızda da o rahatlığı ve sorunsuzluğu arıyorsunuz doğrusu. Bir de kişisel olarak ben, motosikletin sorunlarına değil de bana yaşatacağı güzelliklere odaklanmak isteyen bir sürücü olduğum için, servislerde çokça vakit geçirmek istemeyen biriyimdir. Motosikletim periyodik bakımlar dışında servise uğratmazsa beni ne ala diye düşünürüm hep. Ve ne yazık ki Hyosung ile 2200 km'de uğradığım servis sayısı cbf150'nin neredeyse 2 katı oldu diyebilirim. Şüphesiz bunda benim motosikletimin sorunsuzluğu konusunda biraz fazla titizlenmemin de etkisi vardır. Ancak dediğim gibi ilk kez motosiklet alacaksanız tipine, süsüne aldırmayın ve o dönem piyasadaki en sorunsuz marka ve modele odaklanın derim. Çünkü ilk motosiklet (kastım vitesli motosiklettir, skutırlar ayrı bir kategori bana göre) size motosikletli yaşamınızın geleceği hakkında çok fazla veri sunacaktır emin olun.


Devam edecek... 

 Sonraki Yazı: Kış Ortasında Kemerburgaz
Önceki Yazı: Yeni Bir Heyecan İkinci Motosiklet





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İlginize teşekkürler!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!