Merhaba.
Bu blog benim kişisel motosiklet hikayemi, motosikletle ilgili deneyim ve düşüncelerimi anlatmaktadır.
Profesyonel bir motosiklet sürücüsü değilim, amatörce, kendi bilgim dahilinde kendime bir kişisel motosiklet arşivi hazırlamak amacıyla yola çıktım, sonrasında iş biraz dallanıp budaklandı. Ben deneyim kazandıkça blogda paylaşım ve yazılar çoğaldı.
Motosiklet insana büyük zevk veren bir taşıt, üstelik büyük şehirlerin trafik kaosuna da bireysel anlamda harika bir çözüm sunuyor. Ama aynı zamanda oldukça riskli de bir taşıt. Motosiklete her sürücü kendi kişisel risklerini ve sorumluluklarını alarak binmek durumunda. Bu sebeple benim burada anlattıklarım tamamen benim kişisel deneyimlerim olup tavsiye ve teşvik niteliği taşımamaktadır. Okurlarının bloğu bu bilinçle okuduğu ön kabulüyle yazıp çiziyorum ve sizin motosikletle yapacaklarınız sizi bağlıyor, tıpkı benimkilerin de beni bağladığı gibi. Blog sizin yapacaklarınızla ilgili sorumluluk kabul etmez, zira burası bir motosiklete başlangıç ya da eğitim mecrası değildir.
Motosiklete başlamak isteyenler için sanılandan çok eğitim merkezi var memlekette, eğitimsiz sürmeyin derim. Çok şey fark ediyor çünkü.

Yolunuz hep açık olsun.
Nice yollara.

Çağrı Ö.


küçük cc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küçük cc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Bajaj Pulsar NS150 ile rodaj sonrası izlenimler

   İki gün önce Bajaj Pulsar NS150 motosikletimin 500 km rodaj bakımını yaptırdım.
Yağ ve filtresi değişip, gerekli kontroller yapıldı, bu esnada motoruma bir de dörtlü flaşör butonu eklettim. Geçmiş motorlarımda zaman zaman sıkıntısını çektiğim bir özellikti, iyi oldu. Üstelik motor çalışmazken sadece kontak açıkken de kullanılabililiyor ve sinyallerle bağlantısı yok, bağımsız çalışıyor. Yetkili servisim Bay-moto'daki ustamın eline sağlık.

 photo P_20160513_161106_zpsb8nuwhdu.jpg
Artık flaşörlü hale gelen motorum


   Gelelim motorun 500lük izlenimlerine. Şu anda 600küsur km'yi devirdim.
Bakım sonrası motorda ciddi bir rahatlama oldu, yağ olarak Castrol 15w50 (bu oran kullanım kılavuzunda tavsiye edilen orandır) konuldu. Boş vitesi buldurmak biraz daha rahatladı. Motorun hemen her viteste çıktığı üst hız ve devir limiti biraz daha yükseldi ve rahatladı. Benim zaten aldığımdan beri motorla ilgili bir sıkıntım yoktu. Daha önce yazdığım gibi sadece aynaları değişmiştim. Genel olarak başkaca bir sıkıntı olmadı.
Şimdi normalde 500km bakımı yaptırdım ama tıpkı kitapçıkta dediği gibi 2000 km boyunca da motoru çokça yormadan ve rodaja biraz limit yükseltmiş olarak devam edeceğim. Bu sebeple çok kısa aralıklarla üst devirleri göstersem de motora, genellikle 80km üst limitle kullanacağım bu 2000km boyunca. Zaten gideceğim yolda da çoğunlukla 80km'yi bile görmüyorum.
Meraklısına hemen söyleyeyim, sadece bir kez ve çok kısa süre 110 km hıza çıktım, motor redline'a gelmeden bu hızı rahatlıkla görüyor düz yolda bunu söyleyebilirim. 

   Sürüş anlamında daha efektif kullanım için geçtiğimiz günlerde internetten çanta demiri ve çanta alıp arkaya kendim monte ettim.(üstelik ikisi komik bi fiyata 102tl'ye geldi, işçilik için de kendime bir neskafe yaptım evde :)  Ordan artan parayı serviste flaşöre verdim yine de markalı bir topcase'den daha ucuza geldi hepsi :)  ). Yakın zamanda, yine daha kullanışlı olması adına yaptırabileceğim belki tek değişiklik bir gidon yükseltme aparatı eklemek olacak. Zira sportif bir gidona sahip olduğu için, benim günlük ve uzun süreli (işe giderken yarım saat ve üzeri) kullanımlarımda daha rahat bir oturuş pozisyonu elde etmek istiyorum doğrusu. Acil ihtiyaç mı? Hayır değil, hele hele ben zevkine aktif, sportif kullanacam diyene hiç gerekli olmayabilir. Ama benim gibi daha ziyade ulaşım için kullanacaksanız gidonun yükseltilmesi konfor açısından iş görebilir. Zira ilk test yazısında dahi bahsetmiştim, bu motordan bir cbf, ybr ya da klasik bir commuter rahatlığı beklemeyin, çünkü gerçekten naked-supermoto tarzı bir şasiye sahip. Sizden birazcık sportif bir pozisyonda oturuş bekliyor anlayacağınız. Ha buna rağmen kuryeler kullanıyor mu? Evet hem de giderek artan sayıda NS150 ve NS200 (daha ziyade NS 200) kuryelerce tercih ediliyor, daha dün serviste NS200 alan bir gümrük kuryesi arkadaşla tanıştım, ki benim gibi o da eski bir cbf150 kullanıcısıydı. Niye bu dediğimde, abi ben TEM'den uzun km'lerle sağa sola gidiyorum, cbf 150 gitmiyordu abi dedi. Tabii daha aldığı gün öne turing cam taktırdı ve lastikleri de değiştirdi. Ticari kullanım için bunların yapılması mantıklı. Bu arada sanırım ben de ileride bir turing cam taktıracağım. Tabii böyle yazdım diye oturuş pozisyonu çokça rahatsız sanılmasın, kişiye göre değişebilmekle birlikte bence sadece bir commuter bike'a göre biraz daha rahatsız denilebilir.

   Lastiklerden bahsedecek olursam, bu lastiklerin yol tutuşu çok iyi değil, motosikletin ağırlık merkezinin biraz yukarıda oluşu, yerden sıradan bir commutere göre epeyce yüksek oluşu (17,5cm yerden yükseklik.) nedeniyle, biraz rüzgar da varsa, lastikler çokça güven vermiyor doğrusu. Ama ben bütçeyi sarsmamak adına lastikleri yaz boyu kullanmak niyetindeyim. Turing camı da duruma göre yaz sonuna bırakabilirim, zira kışın o sert rüzgarları göğse yemek iyi olmuyor. Bu sabah işe gelirken sabahın serin rüzgarının olduğu gibi göğse vurduğunu hissettim, ki bu daha soğuk havalarda hem yorar hem de hasta edebilir insanı.
Orjinal turing camı dün bahsettiğim kurye arkadaşın motorunda yakından gördüm, motorun şekline de yakışıyor, hele benim gibi arkaya topcase de takmışsanız motora hafiten bir enduro turing havası da veriyor.

   Benim yakın gelecekte daha efektif kullanım amacıyla yapacağım iki şey gidon yükseltme ve turing cam takmak olacaktır. Lastikleri saymazsak bunun haricinde de bir değişim yapacağımı sanmıyorum.

   Bazı arkadaşlar forumlarda yazmışlar, motor 7000 devirden sonra coşma eğiliminde, maksimum torkuna yaklışılıyor oluşunun etkisi olsa gerek. Ve belirteyim 7000 - 7500 devir aralığına çıkıldığında da stabil gidip çok da fazla vibrasyon hissetirmeyen bir gidişat sergiliyor Pulsar. Evet devir yükseldikçe inceden bir titreşim var, hissediliyor, ama öyle sert, kısa sürede yoracak bir titreşim değil ve daha ziyade ayak pegleri ve benzin deposunun yan taraflarında bu tatlı titreşim. Zaten en baba motorda bile saatte bir mola verilmesi gerektiği pek çok kaynakta yazar. Eh bu durumda uzun yollara da gidilebilir gibi görünüyor. Uzun yolu motor değil motorcu gider derler, insanlar 125 cc hatta moped ile dünyayı geziyorlar, motor her türlü gider gerisi size kalmış. Tabii ki bir küçük cc ile uzun yol daha zordur, daha yorucu olabilir, daha yavaş olur v.s. ama olmaz değildir.
 photo P_20160523_121357_zpsx4scbhug.jpg



Daha efektif kullanım için arkaya topcase şart.


Bazı İyi Özellikler:
   Daha önce yazarım deyip başlık altlarına yorumla eklemiştim ama bu başlıkta motorun bana göre iyi, bazı özelliklerini de yazayım. 
- Benim motorda beğendiğim en önemli kısımlardan biri göstergesi. Bu göstergede saat olması benim için önemliydi ve dijital göstergede saat var, mode ve set düğmelerinden ayarlayabiliyorsunuz. Yine göstergede iki farklı yolculuğu kaydedebileceğiniz trip1 ve trip2 iki diye bölüm var mode/set düğmelerinden bunlara ulaşıp sıfırlayabiliyorsunuz. Benzin göstergesi ortadaki analog devir saatinin hemen yanında ve bu benzin göstergesi azaldıkça çizgileri tükeniyor. son çizgi de tükenmeye yakın yandaki benzin pompası ikonu yanıp sönmeye başlıyor bu durumda 12 litre deponun 10 litresinin bitmek üzere olduğunu anlıyorsunuz ve benzin musluğunu yedek depoya çevirdiğinizde 2 litre daha benzininiz kalmış oluyor. 
- Motorda bir kill switch bulunmakta, yani acil durum stop düğmesi; bu da küçük cc lerin bazılarında olmayan önemli bir özellik benim için. 
- Yan ayaklıkta müşür var, yani motor viteste ve yan ayaklıkla park edilmiş ise çalışmıyor ve boşa alarak çalıştırıyorsunuz, aynı şekilde çalışırken de vitese takılı halde yan ayağı açarsanız yine stop ediyor. Aynı zamanda motor yan ayaktayken göstergede side stand diye bir uyarı görüyornsunuz. Bunlar güzel özellikler bence. 
- Yine pek çok küçük cc'de hatta büyük cc'lerin bazılarında bile sıkıntı yaratan bir durum olan benzin depo kapağının sabit olmaması durumu bu alette yok, depo kapağı menteşeli. Anahtarınızla depo kapağını açıyorsunuz ve kapak elinizde kalmıyor, bu da bilhassa benzin alırken iki elinizi de kullanabilmek adına oldukça önemli bir özellik.
- Jikle selenin altında ve gerçekten işe yarayan bir jikle, yani hem jikleyi aç hem gaz ver gibi bir absürtlük yapmanıza gerek yok.
- Motorda ayak marşı olduğunu zaten biliyorsunuzdur ama yine de söyleyeyim. 
 photo P_20160415_161356_zpsd9zfrodt.jpg

 photo P_20160415_161323_zpsicypvgrl.jpg

- Bir kaç kez gerçekten acil durumlarda frenaj yaptım ve frenler bana güven verdi ve hatta motor bir defasında arkayı kaydırmasına rağmen güzel topladı, üstelik orjinal nylongrip lastiklere rağmen. Ben frenlerinden memnunum Pulsar'ın.
- Motorun iyi yanlarından biri de farları, kısa farı bile gayet iyi aydınlatıyor, otobanda giderken kendi şeridimi geçtim yan şeridi bile aydınlatıyor neredeyse. Aynı şekilde uzunlar ve flaşör de gayet iyi iş görüyor. Görünürlük ve fark edilmek adına bu iyi. 
 photo P_20160415_140205_zpszdeihjgn.jpg

   Şimdilik bu kadar. bundan sonraki izlenimlerimi şayet bir aksilik olmazsa 10bin de bir yapmayı planlıyorum. Bu durumda seneye görüşürüz diyeyim. :)) Kalın sağlıcakla!

   Nice Yollara!


EDİT: Yazının altına yorumlarla, motorla km yaptıkça, analizler yazmaya devam ediyorum. Meraklısına duyurulur. Daha önce de belirttiğim gibi 10 bin km'yi devirince yeniden detaylıca bir analiz yazısı yazmayı düşünüyorum. 4.5 ayda motorum şu an 3600 km civarına geldi. Sanırım 1 yıl dolmadan 10 bini devirecek böyle giderse. Aşağıya yorumlarla yazdığım için ekstra Pulsar NS150 analizi yazmıyorum 10 bine kadar. Meraklısı aşağıdaki güncel yorumları da okusun derim. Pulsarla amacım 30 binleri görmek, zira en az 3 yıl gibi kullanım düşünüyorum. Umarım 30binli km'lerini de buradan yazarım NS150'nin. Böylece bu motoru almak isteyenlere, yeni almış olanlara uzun soluklu bir test yapılmış olur.

EDİT 2 : Geronimo için uzun soluklu analiz yazısı hazırladım ve bloğa koydum.Buradaki kendi yorumlarıma bununla son verip, artık o yazıda güncellemeyi deneyeceğim. Tabii ki okuyucular bu başlık altına da yorum yazabilirler, sadece ben blogger olarak artık bu başlık altına test ya da analiz yazısı yazmayıp aşağıya linkini vereceğim başlığa yazacağım.

ilgili link şu:

 photo P_20160425_135530_zps0mztlld6.jpg

16 Nisan 2016 Cumartesi

Döndüm babo, döndüm işte, ohh beeee!!!



Nasıl geçti motorsuz o güzelim yıllarım :)

   Bir şeyleri yapmak için doğru zamana, doğru zemine inanırım, fena halde de sabırlı bir insanımdır, buna rağmen 6 küsur yıl nasıl geçti motorsuz bir de bana sorun. Trafikte bunalmalar, otomobille 15 dakikalık yolları 1 - 1,5 saatte almalar, 10 dakikada hedefe varıp 20 dakika park yeri aramalar, çekicilerin peşinde koşturmalar artık iyiden iyiye bunaltmıştı beni. Hep "motosiklet de motosiklet, ah şimdi bi motosiklet olsaydı" dedim durdum. Eşim benim bu yakınmalarımdan usandı, ben motosiklet demekten usanmadım. Ve sonunda yine onun da onayını alarak bir motosiklete sahip oldum.


Yeniden motosiklet aldım, aklımı seveyim!

   Neredeyse 7 yıl aradan sonra nihayet yeniden motosiklete dönüş yaptım. Hem de yepyeni bir marka ve modelle, Bajaj PulsarNS 150 ile.  Uzunca bir süredir araştırdığım bir marka ve modeldi, test sürüşü yapmayı bekliyordum karar vermek için, onu da yapıp beklediğimden de iyi bulunca Pulsar'ı almaya karar verdim. Böylece dördüncü motorumu da farklı bir marka ve model almış oldum, aynı marka ve modellerden bir taneye daha binmemiş olacağım böylece. Bu arada şüphe yok ki 150cc olsa da bu alet bir commuter değil, bu sebeple test yazısında da değindiğim gibi esasında cbf, ybr ya da benzeri motorlarla kıyaslanmamalı Pulsar diye düşünüyorum, Bajaj'ın Discover modelleri commuterlerle kıyaslama yapmak için daha doğru modeller kanımca. Ve daha rahat sürüş pozisyonu, belki bir nebze daha iyi konfor adına cbf150, ybr125 alınmaz mıydı alınırdı, uzun bir süre her ikisini de düşündüm, hatta her ikisi için fiyat bile aldım bayilerden, ama vereceğim parayı, performansını, tipini düşününce bu kez farklı bir küçük cc olsun istedim, bütçem bir KTM Duke 125 almaya elvermeyecekti ya da çok beğendiğim Suzuki Inazuma, bu sebeple küçük cc de olsa bir nebze daha güçlü daha iyi tipli bir alet olamaz mı derken Bajaj'ın NS200'den sonra NS150'yi de Türkiye'de satışa sunduğunu gördüm. Ne yalan söyleyeyim bütçem 200NS için bile dardı, bu sebeple ve kullanım amacımı da düşünerek 150'liğe yöneldim. Düşündüğümden de iyi bir fiyata aldım üstelik, cbf 150 ya da Hero'yu gözardı etmemi bana özel olarak verilen bu fiyat da biraz sağladı doğrusu. (Burada fiyat belirtmeyeceğim, alana da satana da engel teşkil etmesin diye. Ki bence teknik verileri görünümü filan hesaba katınca Bajaj ve Hero gibi Hintlilerin liste fiyatları da makul sayılır.)


   Şimdi artık bunca yıl sonra açıkçası hobisini, eğlencesini de geçtim, daha ziyade tamamen acil durum ve İstanbul içi bireysel ulaşım aracı olarak aldım motosikleti. Bu sebeple ne yalan söyleyeyim başta hiç Bajaj filan düşünmemiştim, hatta haberim bile yoktu kısa zaman öncesine kadar Bajaj NS150 ve Hero'nun yeni modellerinden, öyle kopmuşum alemden yani. Ancak bir süredir araştırdığım bazı marka ve modelleri (bunların arasında çok uygun fiyatlarıyla "ulan acaba mı?" dediğim Çin malları da var) yaptığım, araştırmaların ardından eledim, zira uzun süreli ve daha ziyade ulaşım amaçlı kullanmayı düşündüğüm için diğerlerine kıyasla sorunsuzluk ya da sorun olduğunda kısa sürede çözüm bulmak gibi şeyler önemliydi benim için ve bizzat Bajaj satın alma müdürü Ekrem Ata'nın hiç yüz yüze gelmemiş olmamıza rağmen yakın ilgi, alakası ve  mailleşmelerimiz sonrasında Bajaj konusundaki satış sonrası ve servis  bilgilendirmeleri, bu motosiklet hakkındaki kararımı netleştirmeye yaradı. Daha fazla ödeyerek daha azına razı olup, sırf markaları için yeniden Honda ya da Yamaha almanın çok da mantıklı olmadığında karar kıldım. Ve YBR125'i net biçimde çok sevmeme, cbf'den bile fazla severek kullanmış olmama, hatta şu son kasasını ve beyaz rengini acayip beğenmeme rağmen, fiyatının inanılmaz derecede abartı hale gelmiş olması nedeniyle, hiç değilse aynı fiyata 150cc ve birazcık daha cüsse, 7 hp fazlalık, daha fazla tork olsun dedim. (Ki bana göre malzeme ve işçilik kalitesi de oldukça iyi görünüyor.) Bajaj'ın tüm modelleri ve tabii ki Pulsar NS150 ile ilgili daha detaylı bilgiyi Bajaj Türkiye'nin sitesinden edinebilirsiniz, adresi şu: http://www.bajaj.com.tr/turkce/

   Test yazısında da belirtmiştim, Hero olsun, Bajaj olsun gidip bayiilerde yakından görün derim, tahmininizden çok daha iyi bulabilirsiniz bu markaları. Benim karar vermemde bu yakından görüp selesine oturmaların da etkisi büyük. Hero'nun da hakkını yemek istemem, Bajaj Pulsar olmasaydı Hero'nun bir modelini de alabilirdim. Bajaj Pulsar'ın tasarımı ve sürüşü beni biraz daha cezbettiği için öne geçti bu iki marka arasında. Yani zevkler ve renkler meselesi bir anlamda, sizin gönlünüzü bir Hero da çalabilir, bu yüzden gidin bayilerde görün, mümkünse test edin diyorum. Yıllarca malum Japonlara (en azından küçük cc'de) alternatif aradık durduk, bence Hintliler bu konuda önemli birer alternatif olmaya başladılar. Bunu sokaklarda ticari kullanıcılarda da gözlemlemek mümkün. Aynı zamanda her iki markanın da satış ve servis müdürlerinden edindiğim izlenim müşteri memnuniyetini üst düzeyde tutmaya çabaladıklarıdır. Tabii bunu zaman gösterecek, ancak bizlerin de kimi zaman (bilhassa da motosiklet gibi kişisel tatmin kısmı da önemli olan bir üründe) yüreğimizin sesini de dinlememiz gerektiğini düşünüyorum. Ben bu kez öyle davrandım biraz.

   Eskisi gibi değilim, kafamda motosiklet adına da hayat adına da çok fazla şey farklı artık, eh 2006'da aldığım ilk motordan beridir de 10 yaş daha almışım, orta yaşlı olmuşum, artık bir çocuğum var, sorumluluklarım çok daha fazla, önceliklerim motosikletle gezmek ya da onu en önemli hobim olarak görmekten çok daha önemli şeyler artık. Bu sebeple, eskisi gibi zırt pırt kaçamak geziler ya da toplu sürüşler yap(a)mayacağım aşikar, ama en azından çoğunlukla işe gidip gelmek, yeni taşındığım evimin civarında fazlasıyla ihtiyaç haline gelen işi gücü halletmek için bile kullanırken, içimdeki motosiklet sevgisini tatmin etmiş de olacağım, orası kesin.

  Açıkçası çok özlemiştim motosiklete binmeyi, kafama kask takmayı, motosiklet montu, eldiveni giymeyi bile özlemiştim. Son bir yıldır ise acil durumlarda fazlasıyla gereksinim duyduğum için artık burnumda tüter olmuştu. Yıllardır hep bu yaz, bu yaz diye diye şartlar nedeniyle, öncelikler nedeniyle bir türlü dönüş yapamadım motosiklete. Üç otomobil, iki ev değiştim, çocuğum oldu, onu az büyütüp yuvaya verelim filan derken, nihayet bazı şeyleri hem madden hem zihnen geçtiğimiz bir kaç ay içinde bi nebze oturtmayı başardım. Motosiklet için çanlar çalmaya başlamıştı artık. Araştırdım yine çokça, düşündüm taşındım, yeni bir marka model mi, eski dostlardan birine dönmek mi? v.s. derken, sonunda üzümün sapı armudun çöpünü bi tarafa bırakıp, yüreğimin sesini dinledim ve herkesin gittiği yoldan gitmedim, belki bazıları için bu doğru yol değil, belki tanıdıklarım dahil bir çokları beni eleştirecekler ama "bu benim yolum" ve iyisiyle kötüsüyle neticeleri beni bağlayacak olan yol. Son tahlilde 150cc bir motosiklet için de niye bu markayı ya da modeli aldım diye kimseye hesap verecek değilim, kimse de değil. Esas amacım ulaşımımı sağlamaktı ve aynı paraya daha yüksek HP, daha fazla tork ve hatta düzgün görünüm varken, tıpkı son otomobilimde olduğu gibi sırf o logoyu taşıyor diye daha azına daha fazla para vermek istemedim (otomobilimden çok memnunum, umarım motosikletimden de olurum uzun vadede).
   İlk gün için söyleyebileceğim, motorla ilgili test sürüşünde edindiğim izlenimlerin pekişmeye başlamasıdır açıkçası. Henüz ilk gün ve rodaj dönemi tabii net veriler elde etmek için çok erken, sadece şunu söylemem mümkün ilk günkü 65km'lik sürüşün sonunda, sürüşü oldukça keyifli bir motosiklet, sevdirdi kendini. Büyük bir aksilik olmazsa günler de iyi gelirse uzun süreli olarak Pulsar NS150 ile birlikte olmayı planlıyorum.

   Daha sayfalarca yazabilirim çünkü klavye başında hele konu da motosikletse çenem düşer, ama hikayenin bundan sonrasını zamana bırakalım, sürüş yapıp tecrübe ettikçe yazmayı deneyelim.



              Yeni motosikletim PulsarNs150, ona Geronimo adını verdim. Bir sonraki yazıda sebepleriyle bu adı alışını da anlatacağım.




Son söz olarak:

   Darısı olmayanların başına, darısı bu alete hala şeytan icadı deyip de o trafiği, park problemlerini çekenlerin başına. Darısı bu memlekette motosiklet kullanımının çoğalmaya devam etmesinin, insanların da motosiklete ve sürücüsüne normal insan muamelesi yapmayı öğrenmesinin başına.(Sonuncusu biraz olmayacak duaya amin biliyorum, kökten bir bakış açısı, zihniyet değişimi lazım.)

   Motosikleti olanlara sağlık ve güvenli sürüşler, olmayanlara daha iyilerini dileyerek bitireyim. Ve unutmayın, en iyi motosiklet satın alabildiğiniz, binebildiğiniz, erişebildiğiniz motosiklettir.

   Yeniden motosiklet aldım, aklımı seveyim!

   Nice yollara!





Notlar:
-Cuma günü motosikleti teslim aldım ve ilk günden 65 km yol yaptım, sanırım rodaj çabuk bitecek. 

-Sahil yolundan artık eve dönmek üzere son bir mola verdiğim yerde arkam dönükken acı bir fren sesi ve güüm diye bir çarpma sesi işittim, maalesef karşı şeritte bir panelvan yola atlayan yaşlı bir amcaya çarptı. İlk günkü sevincim bir anda kursağımda kaldı ve bir süre olay yerinde kalıp eve döndüm. Aklıma bir an motosiklete binmeden de başınıza kaza gelebiliyor düşüncesi geçti yerde yatan kazazedeye bakarken. Ambulans geldiğinde ben eve dönüyordum.

-Yaz geliyor, lütfen dikkatli sürelim, lütfen maceralara kalkışmayalım, biz ne kadar iyi sürersek sürelim bizim dışımızda kazaya sebebiyet verecek çok faktör var.

-Bir sonraki yazıda becerebilirsem detaylı fotolarla, belki bir video ile motorun genel görünümünden ve özelliklerinden bahsetmeyi deyeceğim.





3 Mart 2012 Cumartesi

Fuardan yine YBR deyip döndüm. (2012 Fuar İzlenimleri 1)

    Bugün içimden hiç gelmemesine rağmen, uzun bir aradan sonra İstanbul'un rezalet haftasonu trafiğini de göze alıp, eşimle birlikte 2012'nin sezon açılışı sayılan ilk motosiklet fuarına gittik. Açıkçası fuara gitmekteki tek amacım Honda'nın cbf150'den sonra bu yıl Türkiye'de kurye ve gariban küçük cc kullanıcısına sunacağı yeni modeli cb125e modelini görmekti. Aslında web'deki fotoğraflarından motosikletin fazlasıyla ybr 125'e benzediğini gözlemlemiştim ama yine de ileriye yönelik motosiklet arayışında biri olarak bi gidip yakından görmek isteğindeydim. Her zamanki gibi Honda Türkiye o sanal alemde gördüğümüz daha derli toplu olan cb125'i değil de devir sayaçsız, amortisör yayları gövdesinden farklı renkli, plastik kalitesi bir hayli düşük olan (ya da ucuz olup da bizimki gibi ülkelere layık görülen) modeli getirmişti.
    Fotoğrafladım tabii merakta kalmayın, yazı altına ekleyeceğim. Ama Honda'dan az sonra Yamaha standına da gittik, gördüm ki Yamaha'da zaten kasasını yenileyerek epey şekil hale getirdiği YBR125'i bir kez daha makyajlamıştı. Kişisel gözlem ve YBR125 kullanmış biri olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, YBR 125 üç yüz beş yüz daha pahalı olmasına rağmen (ki görüntü ve malzeme kalitesiyle - kaldı ki motoru da kendini fazlasıyla ispatlamıştır - verdiğiniz paraya değer) CB 125' e ve hala cbf150'ye de tercih edilecek motosiklet olmayı sürdürüyor. Zaten Honda Türkiye'nin ülkemizde Yamaha'ya göre çok daha fazla tercih edilir ve gerek fabrikası gerekse bayii servis ağıyla yaygın oluşuna rağmen, özellikle küçük cc'de nasıl bu kadar acayip şekilsiz motosikletleri bize reva gördüğü de bir muammadır benim gözümde. Pazarlama taktiği ise şayet bu, en azından rakibin YBR125'e tercih edilebilecek görünümde bir motosiklet getir be kardeşim.
    Bana göre aşağıya resimlerini ekleyeceğim YBR ve CB125 arasında görüntü olarak da malzeme kalitesi olarak da YBR bir kaç puan öndedir. Egzostlarına bakmak bile bu farkı gösteriyor. CB125'i kullanma şansım olmadığı ve henüz birileri tarafından test de edilemediği içim motorunun kalitesi hakkında bir şey söylemem mümkün değil şüphesiz. Belki, şayet doğru ise (ybr'den 500 - 600tl ucuz olarak 3.550TL'ye piyasaya çıkacağı söyleniyor) daha uygun fiyatıyla bir çekim alanı oluşturur ve oluşturacaktır da; zira Cbf 150'de de aynısı olmuştu. Ama bugün gelinen nokta cbf150'nin yağ yakan motoru ve malzeme kalitesizliğiyle en azından motor bloğu olarak Yamaha YBR125 karşısında yenik düşmüşlüğüdür. YBR125 ise piyasaya girdiği günden bu yana tek tabanca olarak, rakiplerinin karşısına çıkardığı bir çok yeni modeli ekarte ede ede, hala ve üstüne de bir şeyler koyup gelişerek küçük dev motor efsanesine devam ediyor bir anlamda. (Şüphesiz bu benim görüşüm size göre CBF150 ya da bir başkası şahı merdan olabilir)

    Fazla konuştum YBR fanatikliği yaptım yine biraz galiba ama, cbf150 ve ybr 125 kullanmış biri olarak benim gönlümü 3. motosiklet olarak almama rağmen ybr kazanmıştır. Ve yine başlangıç motoru ya da 125cc segmentinde motosiklet almak isteyenlere ben halen Türkiye'deki en makul ve sorunsuz tercihin Yamaha YBR125 olduğunu söyleyebilirim hiç tereddüt etmeden. (Ve kanımca aradaki fiyat farkı da bu sebepten olabilir.  (Edit : cbf150 yeni fiyatıyla ybr'den epeyce pahalı hale gelmiştir, muhtemelen cb125'i sattırma taktiği olsa gerek, ki o da şu an biraz artmış.)

Fotoğraflar aşağıda. Önce Honda CB125E. (Hiç değilse cbf150'den daha iyi bir tipi var)

















Ve bi kez daha hafif makyajlanmış Yamaha YBR125.

















Bu kez siyah CB125E (Arka planda fiyatı artırılan ve muhtemelen emekli edilecek olan CBF150 var)


















Siyah YBR125 (CB125'le egzost ve genel dizayn farkına dikkat)

















CB125 gösterge paneli (Tabii ki devir saatsiz, Honda bunu hep yapıyor)

YBR125 gösterge paneli (İlk çıktığından beri devir saati var)

CB125 Ön far (Bu kafa fazlasıyla YBR'ye benzetilmiş)

YBR125'in farı ve uzun bir aradan sonra selesinde bendeniz, hala bu selenin üstüne binince aynı heyecanı duyabilmek güzel. Şu an bir motosiklet alsam, hiç düşünmeden yine bu fotodaki aleti alırım. Ve son rötuşlarla daha da çekici hale geldiğini eşim de itiraf etti görünce.

Son iki foto önce CB125. 
Siyah motorda kırmızı helezon yaylar ve depo üstündeki mavi çizgiler eşimin "Iyyy!" demesine sebep oldu. Cbf150'de olduğu gibi keyf için alanların kimisi, yine önce o stickerları sökecek, sonra yayları siyaha boyayacak...

Ve YBR (Bana göre hala commuter sınıfının en derli toplu aleti.)

    Karar sizin, benim kararımsa belli. Her şeye rağmen selesine oturduğunuzda, motosiklet denen alet sizi heyecanlandırıyorsa eğer, YBR, CB, CBF fark etmez, alın ve tadın bu heyecanı. Ben burada sadece görünüm olarak ve tamamen kendi bakış açımla değerlendirmeler yaptım ve oyumu yine eski dostum YBR'ye verdim. Ama siz yakından görüp, fırsat bulursanız test sürüşü yaparak tabii ki dilediğiniz motosikleti alın derim. Yukarıda da yazdığım gibi her şeye rağmen ve hangi model olursa olsun motosiklete binebiliyor olmak bile başlıbaşına bir heyecandır. Kaldı ki bu segment motorlar ekonomi olarak da sizi hiç üzmeden o heyecanı keyifle yaşamanızı sağlarlar emin olun.

    Fuar yazımın bu ilk kısmı burada sona eriyor. Bir sonraki yazıda fazla detaya girmeden genel ve umarım daha eğlenceli bir fuar izlenim yazısı yazacağım.







NOT: Normal şartlarda blogda fuar fotoğrafları ya da yazısı gibi her yıl yapılan etkinliklere girmek istemediğimden, şimdiye kadar hiç fuar yazısı yazmamıştım, bu bir ilk ve belki de son olabilir; zira gidenler bilir normalde fuarda  - benim bugün CB125'de olduğu gibi - ilginizi çekecek ve merak ettiğiniz yeni bir ürünü görmek ya da indirimli alış veriş yapmak gibi bir amacınız yoksa, bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayabiliyor fuarlar... Ve bir de benim gibi İstanbul'un Anadolu Yakasında oturuyorsanız, o kadar yolu her yıl birbirinin aynı olan organizasyonu görmek için tepmek işinize gelmeyebiliyor, bundan sebep şimdiye kadar blogda hiç fuar yazısı yayınlamadım.)







NOT 2 : Bu arada CB125 ve YBR125 karşılaştırmasını daha sağlıklı yapabilmeniz için aşağıya resmi sitelerdeki teknik özelliklerin linklerini verelim.
YBR125 Teknik Özellikler

CB125 Teknik Özellikler


Ve bir ekleme: Yanlış anlaşılmasın, her ne kadar ben YBR125'ten yana tercih yapsam da bu konuda o kadar da sert değilim esasen. Zira bu tip motosikletler (yani commuterler) ekonomi amaçlı aletlerdir bu sebeple fırsatını bulduğumda gidip bir CB125'de ilk gözağrım olan cbf150'de alabilirim fazla düşünmeden. Nitekim ben uzun süreli kullanım için YBR125 desem de, özellikle yeni başlayacaklar için (şayet kısa sürede artmazsa) fiyatını da dikkate alarak CB125 de tercih edilebilir tabii ki. (Yani YBR,CBF,TVS,CB kavgası yersiz ve de gereksizdir aslında, ama bazen motorcu muhabbetinde bu rekabet çok da tatlı muhabbet ettirir motorcuları ) Commuterler hep söylediğim gibi bir anlamda günümüzün eşekleridir, eskiden eşeklerin yaptığı pek çok işi de yaparlar rahatlıkla. Kısacası günlük kullanım ve şehir içinde ilaçtırlar. Bu sebeple tipini önemsememeye, o inanılmaz ekonomikliğe ve pratikliğe alışırsınız bi süre sonra ve büyük cc'ye geçseniz bile bu demir eşeklerden vazgeçemeyebilirsiniz... Bunca yazıya rağmen ilk gözağrım cbf150'yi bile her an satın alma eğilimindeyim yalan yok. Yani hiç bir motorun öyle fanatiği filan değilim aslında. Zira şu ara motosiklete fena halde açım.

21 Ağustos 2009 Cuma

Olmaması Gerekenleri Oldurmamak


Eskilerden devam....


Olmaması Gerekenleri Oldurmamak












    

   Hayat akıp gidiyor demiştin ya bana.
Gerçekten de hayat akıp gidiyor ve dolayısıyla da kaçıp gidiyor. Baktım kaçıyor yakalayayım diye bir motosiklet aldım ben de, şu ara onunla uğraşıyorum. Rüzgara savurmayı öğreniyorum, Easy Rider nasıl olunur onun peşindeyim, henüz aldığım altımdaki motor buna o kadar müsaade etmese de ilerisi için uçma deneyimi sağlıyor bana, ileride bir Shadow'un üstünde gölgemi gördüğümde belki ben de bir Mardi Grass'a olmasa bile Sakarya Nehrinin kıyısına giderim Gölgenin üstünde. Bunları yaparken sen de yanımda olmak ister misin? Dinle o zaman nasıl olmalı olması gerekeni anlatayım sana.
    Hayat zor iş, yaşamak da öyle. Ne yaparsan yap hep bir şeyler eksik kalacak, hayatın eksiğini tamamlamak imkansız, günü yakalamanın peşindeyim, bu aralar Honda'm azıcık da olsa bunu başarmamı sağlıyor, 150cc motoruyla. Küçümseme sakın daha çokça pişeceğim onunla. Senin de niyetin bozuk bu işte biliyorum, gönlün var bir motosiklette, belki de aldın bile…


    Aklımdan neler neler geçiyor, ama düşüncelerimi hayata geçirmeye kalksam, memleket yerinden oynar. Tüm bozulmamışlıkları bozmak, tüm tabuları yıkmak, tüm kisvelerin altındaki hinoğlu hinlerin maskesini düşürmek var aklımda. Zor... Çoook zor.
Ne olacaksa olsun gülüm diyen şaire inat, olmaması gerekenleri oldurmamaya çabalamak lazım. Yine fazla mı abarttım acaba? Bir başka diyardan, zihin tünellerinden yazıyorum da sana...Uçuyor muyum birazcık satırlarım da acaba?
    Olmaması gerekenleri oldurmamak dedim ya, belki hayatın genelinde bunu yapabilmemiz kişisel olarak mümkün değil ama, baş koyduğumuz bazı konularda neden olmasın. Motosiklete biniyoruz ya inadına, işte onun için oldurmamaya, gerçekleşmemesine çabalamamız gerekenler var. Nedir onlar bilir misin? En başta geleni ayakta kalabilmektir. Yani yol üzerinde iki tekerinin de yere basmasıdır motosikletinin, tıpkı düşüncelerinin de olması gerektiği gibi. O an orada olmalısın yani, zor zanaat anlayacağın. Ama biraz çabalayınca olmayacak iş de değil hani. Hani baktığın yere gidiyor ya motosiklet, sen hep doğru yerlere dik gözlerini, gerçekten gitmeyi istediğin yere gitsin motorun. Tamam bulutları seyretmek, geçtiğin köprünün altındaki suyu daha yakından görebilmek de hakkın, o zaman ne yapacaksın, çekeceksin küheylanını yol kenarına, adam gibi gidip bakacaksın. Yoldaysan yoldasındır, zihnini başka şeyle çokça meşgul etme, rüzgarın sesini, sana söylediği şarkıyı dinle, ama kaptırma kendini çokça, ninniye dönüşmesin kulağında o şarkı ki uyuma yolda, yoksa bakmadığın yerlere de gider bu meret, unutma.


    Yaşamayı seviyorsun değil mi, öyle olmasa motora binmezdin, hayatın tadına bakmak için yollara düşmezdin. O zaman da daha fazla tat alabilmek için daha uzun süre motosiklete binmek lazım gelir. E bunun için de önce kendini tehlikelere karşı korumalısın işte, deponu fullediğin gibi kıyafetini de full yap. Bu halde de düşmeme garantin yok belki motorundan ama, en azından o düşüşü küçük yaralarla atlatma şansın var hiç değilse. Yani yapman gereken şey yola çıkmadan önce nasıl motorunu kontrol edip bakımını yapıyorsan, kendini de kontrol edeceksin. Tüm bunlara rağmen yolda sana tacizde bulunacak dahili ve harici düşmanların da olacaktır. Fırlayacak bir lastik kancası kaskından içeri girmesin ya da şaşkın bir arı sorti yapmasın yüzüne diye vizörünü kapalı tut dememe gerek var mı sence? Yoksa aynalarının ayarı iyi değil mi? O zaman arkandaki azgın otomobili nasıl alt edeceksin şerit değiştirerek. Sinirlenmemelisin işte kıçının dibine girdi diye. Bunlar da kontrol etmen gerekenler, yani sağlam sinirlerin olacak birader motosiklet işinde.
    Dedim ya zor zanaatmiş motosiklet, ama korkma zoru başardıkça da o kadar zevkli hale gelecek. Vazgeçilmezin olacak. Herkes kafesler içinde bunalırken sen esen rüzgarı hissedeceksin. İmrenecekler sana aslında ama hep kıskanarak “tu kaka” edecekler motosikletini. Vazgeçirmeye çalışacaklar. İçlerinde hep “nasıl bir duygu olduğunu merakla” da olsa kötü sözler edecekler onun hakkında. Aldırma. Olması gerekenler olur nasılsa, ama olmaması gerekenleri de sakın oldurma, kimseye arkandan saç baş yoldurma.


    Hayat zaten bir yarış hızında sürerken, sen motorunu o kadar hızlı sürmesen de olur aslında, keyif alabilmek için hız değil ruh gerekli unutma. Pervane de ışığın etrafında yeterince hızla döner ama pervaneliğinin bile farkında değildir bilir misin, sen pervane olma ışık ol gittiğin yolda kendi kendine.


    Unutma kaza geliyorum der aslında, sen bunun farkına varamazsın o başka. Var o halde farkında olarak sürmenin farkına. Her şeyin farkında olarak yaşamaktan daha kolay bu, bir dost tavsiyesi sana.


    Evet hayat akıp gidiyor, yakalayayım diye bir motosiklet aldım sanki bir küheylan sıfatında. Senin de var dostum biliyorum, işte bunu bildiğimden dil döktüm yukarıdaki satırlarda sana.
    Çoğunluğun anlayamadığı bir tercih yapmışlar arasında olsak da, devam etmeliyiz yola. Yolun tadına varmak içinse sık sık hatırlatmalıyız belki de birbirimize “Olmaması Gerekeneleri Oldurmamayı”


Çağrı “Cloud” Ö.
2006’da yarım kalmış bir yazı, 2008’de tamamlandı.


Devam edecek... 

 Sonraki Yazı: Yaz Geliyor İşte
Önceki Yazı: Bugün Benim Doğum Günüm)


7 Ağustos 2009 Cuma

İlk Göz ağrıma Veda


    İlk Vitesli motosikletim olan Honda cbf150'yi yaklaşık bir yıl ve 7300 km kullandıktan sonra sattım. Aslında şimdilerde düşündüğümde en azından bir 15 - 20 bin kilometre kullanabilirmişim diyorum. Ama o zaman ille de bir cruiser kullanma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Öncelikle motorumu satışa koydum. Sonra da 250cc'lik yeni bir motor arayışına girdim.

    İlk motor olarak Honda cbf150 bana çok şey öğretti, çok şey kazandırdı. Açıkçası acemi bir sürücü için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri olduğunu düşünüyorum. Ekonomik, yedek parçası ucuz, fiyatı ucuz, bir yerine bir şey olduğunda çok fazla canınızı sıkmayacak bir motor. Yani yeni başlayan biri için biçilmiş kaftan. Üstelik hatalarınızı da kolayca tolere edebilen bir makina. Bana 7300 km boyunca sorunsuzca arkadaşlık etti. Ve ben motorculuk hayatımın bu ilk kilometrelerinde hiç kaza yapmadan harika bir deneyim yaşadım.


    Satışa koyduktan sonra onunla, eşimi de alarak bir uzun yol daha yaptık, yine atalarımın topraklarına Sakarya'ya uzandık, orada bir gece konakladıktan sonra ertesi gün döndük. Bu gezi de ilk gözağrımla son uzun yolum oldu. Satışa koyduktan iki hafta sonra da satıldı. Bense daha onu satmadan gönlümü 250cc'lik bir cruiser'a kaptırmıştım bile, Hyosung GV 250 Aquila.

    Bundan sonraki bölümlerde ikinci motorumla kısa da olsa yaşadığım deneyimleri aktarmayı deneyeceğim. Ama ilk motosiklet mevzusunu kapatmadan önce bir kaç söz daha etmek istiyorum. Reşat Arbaş üstadımız Motosiklet Teorisi'nde der ki: "125 ya da 250cc bir motosiklet sadece başlangıç için değildir, bir ömür boyu kullanabileceğiniz bir alettir" ya da buna benzer bir cümle, üstadın affına sığınıyorum. Açıkçası cbf150 deneyimim bana bunun çok doğru bir cümle olduğunu öğretti, daha da açığı şu an bindiğim üçüncü motosikletim olan ve hali hazırda 13 ayda 13.000 kilometre yol yaptığım Yamaha YBR 125'im bunun neredeyse tam da böyle olabileceğinin ispatı gibi.


                                      (Motosiklete iyi bir başlangıç yapmamı sağlayan ilk motosikletim Honda cbf150)

    Motosiklet işinde ekonomik şartlarınızın da büyük önemi var şüphesiz. Ve ne yazık ki ülkemizde motosiklet kullanmayı tercih etmek şayet 250cc üstü bir motor almaya niyetliyseniz oldukça pahalı bir hobi haline dönüşüyor. Zira büyük cc motosikletlerin hem kendileri hem yakıt tüketimleri hem de servis ve yedek parçaları oldukça yüksek fiyatlara mal olmakta. Bu sebeple 125 - 250cc arası vitesli motosikletler, motosiklete gönül verip de bir otomobil fiyatına motosiklet alamayanların ya da bir motosiklete o kadar para vermeyi istemeyenlerin imdadına yetişiyorlar. Açıkçası kişisel olarak, şayet başlangıçta en az 500 cc bir motosiklet tercih etmeye kalksaydım sanırım ona sahip olabilmek için ya bankalara borçlanacaktım ya da hala para biriktiriyor olacaktım. Oysa ben bu süreçte hem üç farklı markayı hem de üç farklı motosikleti deneyimlemiş oldum, hem ekonomik açıdan sarsılmadım hem de neredeyse 25.000 kilometrelik bir motosiklet sürüş deneyimi edinmiş oldum. Yanı sıra lüks motosikletime bir şey olacak korkusuyla tedirgin davranmaktan da kurtarmış oldum. Bunlar benim kişisel fikirlerim tabii.

    Maddi durumunuz büyük cc'lere ulaşmaya elverişli bile olsa bence yine de ilk motorunuzun tercihini, hem kendi güvenliğiniz açısından hem de dilediğinizce (yani motorun bir yerine bişey olacak diye fazlaca sakınmadan) binebilmeniz açısından 125 - 250 cc arası bir motordan yana yapmanız yerinde bir davranış olacaktır. Küçük cc motosikletler gerek ağırlık, gerek güç, gerekse hızları bakımından acemilik döneminizdeki hatalarınızı çok daha kolay tolere ederler. Neredeyse bütün motosiklet eğitmenleri ve ustaları da bunun böyle olduğunda hemfikir gibidir. En azından benim tanıdığım duyduğum, bildiğim tüm üstatlar ve hocalar bunu savunuyorlar. Hatta Honda Güvenli Sürüş Eğitimindeki hocama cbf150'den sonra cbf500 düşünüyorum dediğimde, ikisi arasında bir süre bir 250cc kullanmamı tavsiye etmişti. Hem her cc'den bir motosiklete binersin hem de gücü yavaş yavaş kontrol etmeyi öğrenirsin diye de eklemişti. Onu dinledim. Aslında benim maddi imkanlarımın da bunda etkisi vardı tabii.
















Devam edecek...

 Sonraki Yazı: Motosikletli Sabahlara Uyanmak
Önceki Yazı: İlk Motorla Gezilere Devam







NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!

NEDEN SÜRÜŞ EĞİTİMİ ALMALIYIZ ?!
Fotoya tıkla yazıyı oku!

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)

125cc ile Dünya Turu (Around the world by 125cc)
Fotoya tıkla yazıyı oku!

Kaza Şiiri... :)

Kaza Şiiri... :)
Fotoya tıkla yazıyı oku!